…
Muharrem ayı geldiğinde en çok sorulan meselelerden biri de Aşure orucunun nasıl tutulacağıdır. Bu hususta dikkat edilmesi gereken önemli nokta, Muharrem’in sadece 10. gününü tek başına oruçlu geçirmemektir. Âlimlerimiz, Aşure orucunun ya Muharrem ayının 9 ve 10. günlerinde yahut 10 ve 11. günlerinde tutulmasını tavsiye etmişlerdir.
Bunun sebebi ise Rasûlullah’ın ﷺ Ehl-i kitaba muhalefet etmeyi istemesidir. Nitekim Sahih-i Müslim’de rivayet edilen hadis-i şerifte Efendimiz ﷺ:
«لَئِنْ بَقِيتُ إِلٰى قَابِلٍ لَأَصُومَنَّ التَّاسِعَ»
“Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam, dokuzuncu günü de oruç tutacağım.”[1] buyurmuştur.
Öte yandan ulema, Müslümanların özellikle üç mübarek on günlük döneme dikkat etmeleri gerektiğini de belirtmiştir: Ramazan-ı Şerif’in son on günü, Zilhicce’nin ilk on günü ve Muharrem ayının ilk on günü. Dolayısıyla Aşure orucunu 9 ve 10. günlerde tutan kimse, aynı zamanda Muharrem’in faziletli ilk on günü içerisinde de oruç tutmuş olmaktadır.
Ancak mesele sadece bundan ibaret değildir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer alan bazı rivayetlerden hareketle Hanefî âlimlerinden İbnü’l-Hümâm ve diğer bazı Hanefî fakihleri, Aşure orucunun ister 9 ve 10. günlerde, isterse 10 ve 11. günlerde tutulabileceğini belirtmişlerdir. Şâfiî mezhebinde ise 9 ve 10. günleri birlikte tutmak müstehap kabul edilmiştir. Hatta Şâfiî âlimleri, rivayetlerin tamamıyla amel edebilmek adına 9, 10 ve 11. günlerin birlikte oruçlu geçirilmesinin daha güzel olacağını ifade etmişlerdir.[2]
Bütün bu rivayetler ve görüşler bir araya getirildiğinde, Muharrem ayının 9, 10 ve 11. günlerini oruçlu geçirmek son derece güzel bir amel olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bununla birlikte bu yıl takvime baktığımızda ayrı bir güzellik daha görülmektedir. 2026 yılında Muharrem’in 9. günü Çarşamba gününe, yani 24 Haziran tarihine denk gelmektedir. Dolayısıyla Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerini oruçlu geçirmek isteyen bir mümin; hem Aşûrâ orucuyla ilgili rivayetlerle amel etmiş, hem Muharrem ayının faziletli günlerini ihya etmiş, hem de haram aylarda tutulan orucun sevabına talip olmuş olacaktır.
Bu iki hususun faziletlerine dair rivayetler şunlardır;
1. Enes b. Malik Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
مَنْ صَامَ يَوْمَ الْأَرْبِعَاءِ وَالْخَمِيسِ وَالْجُمُعَةِ بَنَى اللّٰهُ تَعَالٰى لَهُ قَصْرًا فِي الْجَنَّةِ مِنْ لُؤْلُؤٍ وَيَاقُوتٍ وَزُمْرُدٍ، وَكَتَبَ اللّٰهُ تَعَالٰى لَهُ بَرَاءَةً مِنَ النَّارِ
“Her kim çarşamba, perşembe ve cuma günleri oruç tutarsa, Allahu Teâlâ onun için cennette inci, yakut ve zümrütten bir köşk bina eder; ayrıca Allahu Teâlâ ona cehennem ateşinden kurtuluş beratı yazar.”[3]
…
2. Enes b. Malik Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
مَنْ صَامَ أَوَّلَ جُمُعَةٍ مِنَ الْمُحَرَّمِ كُفِّرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ مِنَ الْمُحَرَّمِ الْخَمِيسَ وَالْجُمُعَةَ وَالسَّبْتَ كَتَبَ اللّٰهُ لَهُ عِبَادَةَ تِسْعِمِائَةِ عَامٍ
“Her kim Muharrem ayının ilk cuma gününde oruç tutarsa, bu oruç geçmiş günahlarına kefaret olur. Her kim de Muharrem ayında perşembe, cuma ve cumartesi olmak üzere üç gün oruç tutarsa, Allahu Teâlâ ona dokuz yüz yıllık ibadet sevabı yazar.”[4]
Bu sebeple Muharrem’in 9, 10, 11 ve 12. günlerine denk gelen Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerini oruçlu geçirmek; bir taraftan Rasûlullah’ın ﷺ sünnetine uymaya vesile olurken, diğer taraftan da bizler için pek çok sevap ve bereket kapısının açılmasına vesile olacaktır.
Rabbimizden niyazımız odur ki, bizleri Muharrem ayının bereketinden, Aşure gününün feyzinden ve Rasûlullah’ın ﷺ sünnetine ittiba etmenin güzelliğinden mahrum bırakmasın. Âmin.
[1] Sahih-i Müslim, Sıyâm, No: 1134
[2] Molla Aliyyü’l Kârî, Mirkâtü’l Mefâtih, 4/ 469, 470 (Daru’l Kütübi’l İlmiyye, 2001)
[3] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 460 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[4] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/213 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017); İmam-ı Gazali, Sülvetü’l Arifin (1/291) (DKİ, 2011); Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 461 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)


