…
Arefe günü; rahmetin coştuğu, günahların bağışlandığı, duaların kabulüne vesile olan çok kıymetli bir gündür. Bu mübarek gün, ibadet ve itaatle geçirilerek Allahu Teâlâ’nın af ve mağfiretine nail olmak için büyük bir fırsattır. Bilhassa Arefe günü tutulan oruç, yapılan zikirler, edilen dualar ve kılınan nafile namazlar hakkında pek çok fazilet rivayet edilmiştir. Bu yazımızda, Arefe gününün faziletleriyle birlikte o gün yapılması tavsiye edilen ibadetleri kapsamlı bir şekilde ele alacağız.
…
Yazımız şu başlıklardan oluşmaktadır;
1. AREFE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ
2. AREFE GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN FAZİLETLERİ
3. AREFE GÜNÜ KILINACAK NAMAZLAR
4. AREFE GÜNÜ YAPILACAK ZİKİR ve DUALAR
…
AREFE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ
اَلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا
“…İşte bugün sizin için dîniniz(le alâkalı hükümleri bildirmey)i kemâle erdirdim, (Mekke fethini nasip edip, dîninizi bütün bâtıl dinlere üstün kılarak) üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak (ancak) İslâm’a râzı oldum…”
(Maide Suresi – 3. Ayet-i Kerime)
Bu ayet-i kerime hicretin onuncu yılında Veda Haccı’nın Cuma gününe denk geldiği Arefe gününde nazil olmuştur.
- Bununla ilgili şu olay rivayet edilmiştir:
جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، فَقَالَ لَهُ: آيَةٌ تَقْرَؤُنَهَا لَوْ كَانَتْ نَزَلَتْ عَلَيْنَا وَعَلِمْنَا ذٰلِكَ الْيَوْمَ لَاتَّخَذْنَاهُ عِيدًا، فَقَالَ لَهُ عُمَرُ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ: أَيُّ آيَةٍ؟ فَقَالَ: {الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ}، فَقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ: قَدْ عَلِمْتُ فِي أَيِّ يَوْمٍ نَزَلَتْ وَفِي أَيِّ مَكَانٍ نَزَلَتْ، إِنَّهَا نَزَلَتْ يَوْمَ عَرَفَةَ وَيَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقُوفٌ بِعَرَفَاتٍ، وَكِلَاهُمَا بِحَمْدِ اللّٰهِ تَعَالَى لَنَا عِيدٌ، وَلَا يَزَالُ هٰذَا الْيَوْمُ عِيدًا لِلْمُسْلِمِينَ مَا بَقِيَ وَاحِدٌ
“Yahudilerden bir adam, Hazreti Ömer Radıyallahu Anh’ın yanına gelerek şöyle dedi:
‘Sizin okuduğunuz bir ayet var ki, eğer o ayet bize indirilmiş olsaydı ve biz onun indiği günü bilseydik, o günü mutlaka bayram edinirdik.’ Bunun üzerine Hazreti Ömer Radıyallahu Anh: ‘Hangi ayet?’ diye sordu.
Adam: “{Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim}” ayetidir, dedi.
Hazreti Ömer Radıyallahu Anh şöyle buyurdu:
‘Ben o ayetin hangi günde ve hangi yerde indiğini çok iyi biliyorum. O ayet, Arefe günü ve Cuma günü nazil oldu. Biz de Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Arafat’ta vakfede bulunuyorduk.[1] Allahu Teâlâ’ya hamd olsun ki bu iki gün de bizim için birer bayramdır. Müslümanlardan bir kişi kaldığı müddetçe bu gün bayram olmaya devam edecektir.”[2]
2.
قَالَ رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ لِابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا: لَوْ كَانَ هٰذَا الْيَوْمُ فِينَا لَاتَّخَذْنَاهُ عِيدًا، قَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا: وَأَيُّ عِيدٍ أَكْمَلُ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ
“Yahudilerden bir adam, Abdullah b. Abbâs Radıyallahu Anhümâ’ya:
‘Eğer (Maide Suresi, 3. Ayet-i Kerimede bahsedilen) bu gün bizim aramızda olsaydı, o günü mutlaka bayram edinirdik.’ dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Abbâs Radıyallahu Anhümâ da ona şöyle dedi: ‘Arefe gününden daha büyük hangi bayram olabilir ki!’”[3]
3. Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anhüma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللّٰهِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَا مِنْ يَوْمٍ أَفْضَلَ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ، يُبَاهِي اللّٰهُ تَعَالَى فِيهِ بِأَهْلِ الْأَرْضِ أَهْلَ السَّمَاءِ، يَقُولُ: انْظُرُوا إِلَى عِبَادِي شُعْثًا غُبْرًا جَاءُونِي مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ، يَرْجُونَ رَحْمَتِي وَيَخَافُونَ عَذَابِي، فَلَمْ يُرَ يَوْمٌ أَكْثَرَ عِتْقًا مِنَ النَّارِ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ
“Allah katında Arefe gününden daha faziletli hiçbir gün yoktur. Allahu Teâlâ o günde semâ ehline yeryüzündekilerle iftihar eder ve şöyle buyurur:
‘Şu kullarıma bakın! Saçları dağılmış, yüzleri toz toprak içinde, uzak yollardan bana geldiler. Rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar.’ Bu sebeple Arefe gününden daha fazla insanın cehennemden azat edildiği başka bir gün görülmemiştir.”[4]
4. Abdullah b. Ömer Radıyallahu Anhüma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: “إِنَّ اللّٰهَ تَعَالَى يَنْظُرُ إِلَى عِبَادِهِ يَوْمَ عَرَفَةَ، فَلَا يَدَعُ أَحَدًا فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنَ الْإِيمَانِ إِلَّا غَفَرَ لَهُ” فَقُلْتُ لِابْنِ عُمَرَ: لِلنَّاسِ جَمِيعًا أَمْ لِأَهْلِ عَرَفَةَ؟ فَقَالَ: بَلْ لِلنَّاسِ جَمِيعًا
“Şüphesiz Allahu Teâlâ, Arefe gününde kullarına rahmet nazarıyla bakar. Kalbinde zerre miktarı iman bulunan hiçbir kimseyi bırakmaz; mutlaka onu bağışlar.”
Ben, Abdullah b. Ömer Radıyallahu Anhümâ’ya: ‘Bu, bütün insanlar için midir yoksa sadece Arafat ehli için mi?’ diye sordum. O da şöyle dedi: ‘Hayır, bilakis bütün insanlar içindir.”[5]
5. Talha b. Ubeydullah Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللّٰهِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: “مَا رُأِيَ إِبْلِيسُ يَوْمًا هُوَ فِيهِ أَصْغَرُ وَلَا أَحْقَرُ وَلَا أَدْحَضُ وَلَا أَغْيَظُ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَذٰلِكَ لِمَا يَرٰى مِنْ تَنْزِيلِ الرَّحْمَةِ وَالْعَفْوِ عَنِ الذُّنُوبِ إِلَّا مَا رُأِيَ يَوْمَ بَدْرٍ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَمَا رَأٰى يَوْمَ بَدْرٍ؟ قَالَ: أَمَا إِنَّهُ رَأٰى جِبْرِيلَ يَدْعُو الْمَلَائِكَةَ
“İblis, hiçbir günde Arefe günündeki kadar zelil, hakir, perişan ve öfkeli görülmemiştir. Bu da Allahu Teâlâ’nın Arefe gününde rahmeti indirdiğini ve günahları affettiğini görmesinden dolayıdır. Ancak Bedir günü müstesnadır.”
Sahâbîler: ‘Yâ Rasûlallah! Bedir gününde ne görmüştü?’ diye sordular.
Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Çünkü o gün Cebrâil Aleyhisselâm’ın meleklere kumanda ettiğini görmüştü.”[6]
6. Bir hikâyede İbn Cârûd şöyle anlatır:
حِكَايَةٌ: قَالَ ابْنُ جَارُودٍ خَرَجْتُ أَنَا وَصَاحِبٌ لِي فِي طَلَبِ الْعِلْمِ فَمَرَرْنَا عَشِيَّةَ عَرَفَةَ عَلَى مَدِينَةِ قَوْمِ لُوطٍ فَقُلْتُ لِصَاحِبِي نَدْخُلُ هٰذِهِ الْمَدِينَةَ وَنَشْكُرُ اللّٰهَ عَلَى مَا عَافَانَا مِمَّا ابْتَلَاهُمْ بِهِ فَبَيْنَمَا نَحْنُ نَطُوفُ إِذْ رَأَيْتُ رَجُلًا كَوْسَجًا أَغْبَرَ الْوَجْهِ فَقُلْنَا لَهُ مَنْ أَنْتَ فَتَغَافَلَ عَنَّا فَقُلْنَا لَهُ لَعَلَّكَ إِبْلِيسُ قَالَ نَعَمْ قُلْنَا لَهُ مِنْ أَيْنَ أَقْبَلْتَ قَالَ هٰذَا وَجْهِي مِنْ عَرَفَاتٍ كُنْتُ أَشْفَيْتُ صَدْرِي مِنْ قَوْمٍ أَذْنَبُوا مُنْذُ خَمْسِينَ سَنَةً فَنَزَلَتِ الرَّحْمَةُ عَلَيْهِمْ فِي هٰذَا الْيَوْمِ فَجَعَلْتُ التُّرَابَ عَلَى رَأْسِي أَنْظُرُ هٰؤُلَاءِ الْمُعَذَّبِينَ حَتَّى يَسْكُنَ غَضَبِي»
“Ben ve bir arkadaşım ilim talebi için yolculuğa çıkmıştık. Arefe akşamı Lut kavminin yaşadığı beldenin bulunduğu yere uğradık. Arkadaşıma: ‘Haydi bu şehre girelim de Allahu Teâlâ’ya, bizi onların uğratıldığı belâdan muhafaza ettiği için şükredelim’ dedim.
Biz orada dolaşırken yüzü toz toprak içinde, sakalsız bir adam gördüm. Ona:
‘Sen kimsin?’ dedik. Bizi duymazdan geldi. Tekrar: ‘Yoksa sen İblis misin?’ dedik.
O da: ‘Evet’ dedi. Biz: ‘Nereden geliyorsun?’ diye sorduk.
Şöyle dedi:
‘Şu hâlim Arafat’tan geliyor. Elli seneden beri günah işleyen bir topluluktan dolayı içimi rahatlatmıştım. Fakat bugün üzerlerine rahmet indi. Ben de öfkem dinsin diye başıma toprak saçıp şu azap görmüş kavme bakmaya geldim.’”[7]
7. Fazl b. Abbâs Radıyallahu Anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَعَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَنْ حَفِظَ لِسَانَهُ وَبَصَرَهُ يَوْمَ عَرَفَةَ غُفِرَ لَهُ إِلَى يَوْمِ عَرَفَةَ
“Kim Arefe gününde dilini ve gözünü haramlardan korursa, onun günahları bir sonraki Arefe gününe kadar bağışlanır.”[8]
8. Rivayet edildiğine göre Enes bin Mâlik Radıyallahu Anh şöyle buyurmuştur:
«عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّهُ قَالَ: كَانَ يُقَالُ: يَوْمُ عَرَفَةَ بِعَشَرَةِ آلَافِ يَوْمٍ، يَعْنِي فِي الْفَضْلِ»
“Denirdi ki: Arefe günü, fazilet bakımından on bin güne denktir.”[9]
9. Tabiinden olan Ferkad es-Sebahî Rahimehullah şöyle demiştir:
حَدَّثَنَا فَرْقَدٌ، قَالَ: إِنَّ أَبْوَابَ السَّمَاءِ تُفْتَحُ كُلَّ لَيْلَةٍ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، وَفِي لَيْلَةِ الْجُمُعَةِ سَبْعَ مَرَّاتٍ، وَفِي لَيْلَةِ عَرَفَةَ تِسْعَ مَرَّاتٍ
“Semânın kapıları her gece üç defa açılır. Cuma gecesinde yedi defa, Arefe gecesinde ise dokuz defa açılır.”[10]
…
AREFE GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN FAZİLETLERİ
1. Ebu Katade Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبِي قَتَادَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: صِيَامُ يَوْمِ عَرَفَةَ، أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ وَالسَّنَةَ الَّتِي بَعْدَهُ
“Allah’tan ümit ederim ki Arefe günü orucu tutmak, önceki bir senenin ve sonraki bir senenin günahlarına kefaret olur.””[11]
2. Zeyd b. Eslem’in babasından rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
«إِنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: “مَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ غَفَرَ اللّٰهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ لِسَنَةٍ»
“Kim Arefe günü oruç tutarsa, Allahu Teâlâ onun bir yıllık (geçmiş) günahlarını bağışlar.”[12]
3. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ كَتَبَ اللّٰهُ لَهُ بِعَدَدِ مَنْ صَامَ ذٰلِكَ الْيَوْمَ وَبِعَدَدِ مَنْ لَمْ يَصُمْهُ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ثَوَابًا وَيَتْبَعُهُ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ إِلَى الْمَوْقِفِ وَعِنْدَ نَصْبِ الْمِيزَانِ مِنَ الْمَوْقِفِ إِلَى الصِّرَاطِ وَمِنَ الصِّرَاطِ إِلَى الْجَنَّةِ وَيُبَشِّرُونَهُ بِكُلِّ خَطْوَةٍ يَخْطُوهَا مَرْكُوبَةً بِبِشَارَةٍ جَدِيدَةٍ
“Kim Arefe günü oruç tutarsa, Allahu Teâlâ ona, o gün oruç tutanların ve oruç tutmayan Müslümanların sayısı kadar sevap yazar. Onu mahşer meydanına kadar yetmiş bin melek takip eder, oradan mizanın kurulacağı yere, oradan Sırat’a ve Sırat’tan Cennet’e kadar ona eşlik ederler. Binekli olarak atılan her adımda onu yeni bir müjdeyle müjdelerler.”[13]
4. Hâdi’l Kulubi’t Tahira adlı kitapta şöyle rivayet edilmiştir:
«مَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ غَفَرَ اللّٰهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ»
“Kim Arefe günü oruç tutarsa, Allahu Teâlâ onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlar.”[14]
5. Hazreti Aişe Radıyallahu Anha’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِنَّ فِي الْجَنَّةِ قُصُورًا مِنْ دُرٍّ وَيَاقُوتٍ وَزَبَرْجَدٍ وَذَهَبٍ وَفِضَّةٍ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ لِمَنْ هِيَ قَالَ: لِمَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ يَا عَائِشَةُ مَنْ أَصْبَحَ صَائِمًا يَوْمَ عَرَفَةَ فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْهِ ثَلَاثِينَ بَابًا مِنَ الْخَيْرِ وَأَغْلَقَ عَنْهُ ثَلَاثِينَ بَابًا مِنَ الشَّرِّ فَإِذَا أَفْطَرَ وَشَرِبَ الْمَاءَ اسْتَغْفَرَ لَهُ كُلُّ عِرْقٍ فِي جَسَدِهِ
“Cennette inci, yakut, zebercet, altın ve gümüşten yapılmış köşkler vardır.”
Ben (Âişe): ‘Yâ Rasûlallah! Bu köşkler kimler içindir?’ diye sordum.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Ey Âişe! Bunlar Arefe günü oruç tutan kimseler içindir. Ey Âişe! Kim Arefe günü oruçlu olursa, Allahu Teâlâ onun için otuz hayır kapısını açar ve ondan otuz şer kapısını kapatır. Bu kişi iftar edip su içtiğinde ise, bedenindeki her damar onun için istiğfar eder.”[15]
6. Rivayet edildiğine göre Ümmü Seleme Radıyallahu Anha validemiz şöyle buyurmuştur:
وَعَنْ أُمِّ سَلَمَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ: نِعْمَ الْيَوْمُ يَوْمُ عَرَفَةَ يَوْمُ خَيْرٍ وَبَرَكَةٍ وَيَوْمُ رَحْمَةٍ وَمَغْفِرَةٍ فَمَنْ صَامَهُ جَعَلَ اللّٰهُ لَهُ نَصِيبًا فِي ثَوَابِ مَنْ حَضَرَ الْمَوْقِفَ وَبَاعَدَهُ اللّٰهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا
“Arefe günü ne güzel gündür; hayır ve bereket günüdür, rahmet ve mağfiret günüdür. Her kim o gün oruç tutarsa, Allahu Teâlâ ona Arafat’ta vakfeye duranların sevabından bir pay verir ve onu cehennemden yetmiş yıllık mesafe kadar uzaklaştırır.”[16]
7. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ صَامَ يَوْمَ التَّرْوِيَةِ أَعْطَاهُ اللّٰهُ ثَوَابَ أَيُّوبَ عَلَيْهِ السَّلَامُ عَلَى بَلَائِهِ وَمَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ أَعْطَاهُ اللّٰهُ ثَوَابًا مِثْلَ ثَوَابِ عِيسَى عَلَيْهِ السَّلَامُ
“Her kim Terviye günü (Zilhicce’nin 8. günü) oruç tutarsa, Allahu Teâlâ ona Hazreti Eyyüb Aleyhisselâm’ın belalara sabrı kadar sevap verir.
Kim Arefe günü oruç tutarsa, Allahu Teâlâ ona Hazreti İsa Aleyhisselâm’ın sevabı gibi bir sevap verir.”[17]
8. Abdullah b. Abbas Radıyallahu Anhüma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
«صَوْمُ يَوْمِ التَّرْوِيَةِ كَفَّارَةُ سَنَةٍ، وَصَوْمُ يَوْمِ عَرَفَةَ كَفَّارَةُ سَنَتَيْنِ»
“Terviye günü oruç tutmak bir yıla kefarettir; Arefe günü oruç tutmak ise iki yıla kefarettir.”[18]
9. Nüzhetü’l Mecâlis adlı eserde şöyle anlatılmıştır:
«حِكَايَةٌ: قَالَ بَعْضُ الصَّالِحِينَ رَأَيْتُ رَجُلًا بِمَكَّةَ يَقُولُ: اللّٰهُمَّ بِحَقِّ صَائِمِي عَرَفَةَ لَا تَحْرِمْنِي ثَوَابَ عَرَفَةَ فَقُلْتُ لَهُ فِي ذٰلِكَ فَقَالَ: كَانَ وَالِدِي يَدْعُو بِهٰذَا الدُّعَاءِ فَلَمَّا مَاتَ رَأَيْتُهُ فِي الْمَنَامِ فَقُلْتُ: مَا فَعَلَ اللّٰهُ بِكَ قَالَ: غَفَرَ لِي بِهٰذَا الدُّعَاءِ وَلَمَّا وُضِعْتُ فِي قَبْرِي جَاءَنِي نُورٌ فَقِيلَ لِي: هٰذَا ثَوَابُ عَرَفَةَ قَدْ أَكْرَمْنَاكَ بِهِ
“Salih kimselerden biri şöyle anlatır: “Mekke’de şöyle dua eden bir adam gördüm:
‘Allah’ım! Arefe günü oruç tutanların hakkı için, beni Arefe gününün sevabından mahrum etme.’
Ben ona bu dua hakkında sordum. O da dedi ki: ‘Babam bu duayı ederdi. Vefat edince onu rüyamda gördüm. Ona: “Allah sana ne yaptı?” diye sordum. O şöyle dedi: “Bu dua sebebiyle Allah beni bağışladı. Kabre konulduğumda bana bir nur geldi ve bana denildi ki: Bu Arefe gününün sevabıdır; sena bunu ikram ettik.”[19]
…
AREFE GÜNÜ KILINACAK NAMAZLAR
1. Hazreti Ali ve İbn Mesud Radıyallahu Anhüma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، وَعَبْدِ اللّٰهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، قَالَا: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صَلّٰى يَوْمَ عَرَفَةَ رَكْعَتَيْنِ، يَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ فَاتِحَةَ الْكِتَابِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، فِي كُلِّ مَرَّةٍ يَبْدَأُ بِبِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ وَيَخْتِمُهَا بِآمِينَ، ثُمَّ يَقْرَأُ {قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ} ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، وَ{قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ} مِائَةَ مَرَّةٍ، يَبْدَأُ فِي كُلِّ مَرَّةٍ بِبِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، إِلَّا قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: اِشْهَدُوا أَنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُ ذُنُوبَهُ
“Kim Arefe günü iki rekat namaz kılar; her rekatta Fatiha suresini üç defa okur, her okuyuşunda Besmele ile başlayıp ‘Âmin’ ile bitirir; sonra her defasında Besmele ile başlamak şartıyla Kafirun suresini üç defa ve İhlas suresini yüz defa okursa, Allahu Teâlâ şöyle buyurur: ‘Şahit olun ki, ben onun günahlarını bağışladım.’”[20]
2. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ – قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَنْ صَلّٰى يَوْمَ عَرَفَةَ بَيْنَ الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ يَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ فَاتِحَةَ الْكِتَابِ مَرَّةً وَ {قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ} خَمْسِينَ مَرَّةً، كُتِبَ لَهُ أَلْفَُ أَلْفِ حَسَنَةٍ، وَرُفِعَ لَهُ بِكُلِّ حَرْفٍ فِي الْقُرْآنِ دَرَجَةٌ فِي الْجَنَّةِ مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ مَسِيرَةُ خَمْسِمِائَةِ عَامٍ، وَيُزَوِّجُهُ اللّٰهُ بِكُلِّ حَرْفٍ مِنَ الْقُرْآنِ سَبْعِينَ حَوْرَاءَ، مَعَ كُلِّ حَوْرَاءَ سَبْعُونَ أَلْفَ مَائِدَةٍ مِنَ الدُّرِّ وَالْيَاقُوتِ، عَلٰى كُلِّ مَائِدَةٍ سَبْعُونَ أَلْفَ لَوْنٍ مَا بَيْنَ لَحْمِ طَيْرٍ خُضْرٍ، بَرْدُهُ بَرْدُ الثَّلْجِ، وَحَلَاوَتُهُ حَلَاوَةُ الْعَسَلِ، وَرِيحُهُ رِيحُ الْمِسْكِ، لَمْ تَمَسَّهُ نَارٌ وَلَا حَدِيدَةٌ، يَجِدُ لِأٰخِرِهِ طَعْمًا كَمَا يَجِدُ لِأَوَّلِهِ، ثُمَّ يَأْتِيهِمْ طَائِرٌ جَنَاحَاهُ مِنْ يَاقُوتَتَيْنِ حَمْرَاوَيْنِ وَمِنْقَارُهُ مِنْ ذَهَبٍ، لَهُ سَبْعُونَ أَلْفَ جَنَاحٍ، فَيُنَادِي بِصَوْتٍ لَذِيذٍ لَمْ يَسْمَعِ السَّامِعُونَ بِمِثْلِهِ: مَرْحَبًا بِأَهْلِ عَرَفَةَ وَقَالَ: يَسْقُطُ ذٰلِكَ الطَّيْرُ فِي صَفْحَةِ الرَّجُلِ مِنْهُمْ، فَيَخْرُجُ مِنْ تَحْتِ كُلِّ جَنَاحٍ مِنْ أَجْنِحَتِهِ سَبْعُونَ لَوْنًا مِنَ الطَّعَامِ فَيَأْكُلُ مِنْهَا، ثُمَّ يَنْتَفِضُ فَيَطِيرُ، فَإِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ أَضَاءَ لَهُ بِكُلِّ حَرْفٍ فِي الْقُرْآنِ نُورٌ حَتَّى يَرَى الطَّائِفِينَ حَوْلَ الْبَيْتِ، وَيُفْتَحُ لَهُ بَابٌ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ، ثُمَّ يَقُولُ عِنْدَ ذٰلِكَ: رَبِّ أَقِمِ السَّاعَةَ، رَبِّ أَقِمِ السَّاعَةَ، مِمَّا يَرٰى مِنَ الثَّوَابِ وَالْكَرَامَةِ
“Her kim Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rekat namaz kılar; her rekatta bir defa Fatiha Suresi ve İhlas suresini elli defa okursa, ona bir milyon sevap yazılır. Kurân’daki her harf karşılığında da Cennet’te bir derece yükseltilir. Her iki derece arasındaki mesafe beş yüz yıllık yol kadardır.
Allahu Teâlâ onu, Kurân’daki her harf karşılığında yetmiş huri ile evlendirir. Her hurinin yanında inci ve yakuttan yapılmış yetmiş bin sofra vardır. Her sofrada yetmiş bin çeşit nimet bulunur. Bunların arasında yeşil kuş eti de vardır ki serinliği kar gibi, tatlılığı bal gibi, kokusu ise misk gibidir. Ona ne ateş değmiştir ne de demir. Kişi ilk lokmadaki tadı son lokmada da aynı şekilde hisseder.
Daha sonra onlara, kanatları iki kırmızı yakuttan, gagası altından olan bir kuş gelir. Onun yetmiş bin kanadı vardır. İnsanların benzerini işitmediği hoş bir sesle şöyle nida eder:
‘Arefe ehline merhaba!’
Sonra o kuş Arefe ehlinden birinin yanına konar. Kanatlarının her birinin altından yetmiş çeşit yemek çıkar; onlar da bunlardan yerler. Ardından kuş silkelenip uçar gider.
O kimse kabre konulduğunda ise, Kurân’daki her harf sebebiyle ona bir nur verilir; öyle ki Beytullah’ın etrafında tavaf edenleri görür. Kendisine Cennet kapılarından bir kapı açılır. Bunun üzerine gördüğü sevap ve ikramlardan dolayı (hemen o nimetlere kavuşabilmek için):
‘Ya Rabbi! Kıyameti kopar! Ya Rabbi! Kıyameti kopar!’ der.”[21]
3. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَرُوِيَ عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ ﷺ أَنَّهُ قَالَ: «مَنْ صَلّٰى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فِي يَوْمِ عَرَفَةَ، يَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ فَاتِحَةَ الْكِتَابِ مَرَّةً وَسُورَةَ الْقَدْرِ وَالزَّلْزَلَةِ وَالْكَافِرُونَ وَالْمُعَوِّذَتَيْنِ ثَلَاثًا ثَلَاثًا فَإِذَا سَلَّمَ صَلّٰى أَرْبَعًا مِثْلَهَا، فَإِذَا فَرَغَ مِنَ الثَّمَانِي رَكَعَاتٍ اِسْتَغْفَرَ اللّٰهَ تَعَالٰى ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ مَرَّةً ثُمَّ يَقُولُ: سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ مِائَةَ مَرَّةٍ، غَرَسَ اللّٰهُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ أَلْفَ شَجَرَةٍ بِشَمَارِيخَ مِنَ اللُّؤْلُؤِ الرَّطْبِ، مَا يَعْلَمُ عَدَدَهُمْ اِلَّا اللّٰهُ تَعَالٰى، وَثَمَرُهَا بِقَدْرِ الْبَطِّيخِ، وَوَرَقُهَا حُلَلٌ مَصْقُولَةٌ بِنُورِ الرَّحْمٰنِ، مَكْتُوبٌ عَلَيْهَا اسْمُ صَاحِبِهَا، ذَكَرًا كَانَ أَمْ أُنْثٰى
“Her kim Arefe gününde dört rekat namaz kılar; her rekatta bir defa Fâtiha suresini, üçer defa Kadir, Zilzâl, Kâfirûn ve Muavvizeteyn (Felak ve Nas) surelerini okursa, sonra selâm verdikten sonra bunun benzeri gibi dört rekat daha kılarsa; sekiz rekatı tamamlayınca otuz üç defa Allahu Teâlâ’ya istiğfar eder, ardından yüz defa “Sübhânallahi ve bi-hamdihî” derse, Allahu Teâlâ onun için cennette bin ağaç diker. Bu ağaçların yaş inciden salkımları vardır ki onların sayısını Allahu Teâlâ’dan başka kimse bilmez. O ağacın meyveleri karpuz büyüklüğündedir. Yaprakları ise Rahmân’ın nuru ile parlatılmış elbiseler gibidir. Üzerlerinde ister erkek olsun ister kadın olsun sahibinin adı yazılıdır.”[22]
…
AREFE GÜNÜ YAPILACAK ZİKİR ve DUALAR
1. Hazreti Ali Radıyallahu Anh şöyle buyurmuştur:
عَنْ عَلِيٍّ قَالَ: لَيْسَ فِي الْأَرْضِ يَوْمٌ إِلَّا لِلّٰهِ فِيهِ عُتَقَاءُ مِنَ النَّارِ وَلَيْسَ يَوْمٌ أَكْثَرُ فِيهِ عِتْقًا لِلرِّقَابِ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ فَأَكْثِرْ فِيهِ أَنْ تَقُولَ: اَللّٰهُمَّ أَعْتِقْ رَقَبَتِي مِنَ النَّارِ وَأَوْسِعْ لِي مِنَ الرِّزْقِ الْحَلَالِ وَاصْرِفْ عَنِّي فَسَقَةَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فَإِنَّهُ عَامَّةُ دُعَائِيَ الْيَوْمَ
“Yeryüzünde hiçbir gün yoktur ki Allahu Teâlâ o günde cehennemden azat ettiği kullar bulundurmasın. Fakat Allah katında, insanların (cehennemden) en çok azat edildiği gün Arefe günüdür.
Bu sebeple o günde şu duayı çokça söyle ki Arefe gününde benim genel duam budur:
‘Allah’ım! Beni ateşten azat et, bana helal rızkı genişlet ve cinlerin ve insanların günahkârlarını benden uzaklaştır.”[23]
DUANIN OKUNUŞU
اَللّٰهُمَّ أَعْتِقْ رَقَبَتِي مِنَ النَّارِ وَأَوْسِعْ لِي مِنَ الرِّزْقِ الْحَلَالِ وَاصْرِفْ عَنِّي فَسَقَةَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ
…
2. Hazreti Ali Radıyallahu Anh şöyle buyurmuştur:
عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: يَجْتَمِعُ فِي كُلِّ يَوْمِ عَرَفَةَ بِعَرَفَاتٍ جِبْرِيلُ وَمِيكَائِيلُ وَإِسْرَافِيلُ وَالْخَضِرُ عَلَيْهِمُ السَّلَامُ، فَيَقُولُ جِبْرِيلُ: مَا شَاءَ اللّٰهُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ، فَيَرُدُّ عَلَيْهِ مِيكَائِيلُ فَيَقُولُ، مَا شَاءَ اللّٰهُ، كُلُّ الْعِزَّةِ مِنَ اللّٰهِ، فَيَرُدُّ عَلَيْهِ إِسْرَافِيلُ فَيَقُولُ، مَا شَاءَ اللّٰهُ الْخَيْرُ كُلُّهُ بِيَدِ اللّٰهِ، فَيَرُدُّ عَلَيْهِ الْخَضِرُ، فَيَقُولُ، مَا شَاءَ اللّٰهُ لَا يَدْفَعُ السُّوءَ إِلَّا اللّٰهُ، ثُمَّ يَتَفَرَّقُونَ، وَلَا يَجْتَمِعُونَ إِلَى قَابِلٍ فِي ذٰلِكَ الْيَوْمِ”»
“Her Arefe gününde, Cebrâil, Mikâil, İsrâfil ve Hızır Aleyhimüsselam Arafat’ta bir araya gelirler. Cebrâil Aleyhisselam şöyle der:
‘Mâşâallah! Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur.’ Mikâil Aleyhisselam ona karşılık verir ve şöyle der:
‘Mâşâallah! Bütün izzet Allah’tandır.’ Sonra İsrâfil Aleyhisselam ona karşılık verir ve şöyle der: ‘Mâşâallah! Bütün hayırlar Allah’ın elindedir.’ Ardından Hızır Aleyhisselam ona karşılık verir ve şöyle der: ‘Mâşâallah! Kötülüğü Allah’tan başkası gideremez.’
Sonra birbirlerinden ayrılırlar ve bir sonraki yılın Arefe gününe kadar tekrar bir araya gelmezler.”[24]
DUANIN OKUNUŞU
مَا شَاءَ اللّٰهُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ، كُلُّ الْعِزَّةِ مِنَ اللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ الْخَيْرُ كُلُّهُ بِيَدِ اللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ لَا يَدْفَعُ السُّوءَ إِلَّا اللّٰهُ
…
3. Abdullah b. Abbas Radıyallahu Anhüma şöyle buyurmuştur:
قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا: وَبَلَغَنَا أَنَّهُ يُحَلِّقُ أَحَدُهُمَا رَأْسَ صَاحِبِهِ، فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا لِلْآخَرِ: قُلْ بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا يَأْتِي بِالْخَيْرِ إِلَّا اللّٰهُ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا يَصْرِفُ السُّوءَ غَيْرُ اللّٰهِ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ
“Bize ulaşan rivayete göre Hızır ile İlyas Aleyhimesselâm (her sene hac için Mekke’de buluşurlar. İhramdan çıkmak için) birbirlerinin saçını tıraş ederler. Onlardan biri diğerine şöyle dua etmesini söyler: ‘Bismillâh, Mâşâallah (Allah’ın dilediği olur). Hayrı ancak Allah getirir. Bismillâh, Mâşâallah (Allah’ın dilediği olur). Kötülüğü Allah’tan başkası gideremez. Bismillâh, Mâşâallah (Allah’ın dilediği olur). Sizde olan her nimet Allah’tandır. Bismillâh, Mâşâallah (Allah’ın dilediği olur). Güç ve kuvvet ancak Allah iledir.”[25]
DUANIN OKUNUŞU
بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا يَأْتِي بِالْخَيْرِ إِلَّا اللّٰهُ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا يَصْرِفُ السُّوءَ غَيْرُ اللّٰهِ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ، بِسْمِ اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ
…
[1] Sahih-i Buhari, Meğâzi, No: 4145; Sahih-i Müslim, Tefsir, No: 3017
[2] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 389 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[3] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 389 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[4] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 391 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[5] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 392 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[6] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 392 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[7] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/208 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[8] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/208 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[9] İbn Receb el-Hanbeli, Letâifü’l Meârif, (Şirketü’l Kudüs, 2012)
[10] İbn Receb el-Hanbeli, Letâifü’l Meârif, 321 (Şirketü’l Kudüs, 2012)
[11] Sahih-i Müslim, Sıyam, No: 1162
[12] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 395 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[13] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/207 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[14] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/207 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[15] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/208 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[16] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/208 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[17] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/207 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[18] Süyuti, el-Câmiu’s Sağir, No: 7941
[19] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/209 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[20] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 396 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[21] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 395 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[22] İbnü’l Cevzi, en-Nur fî Fezâili’l Eyyâm ve’ş Şuhur, 90 (Dairetü’ş Şüuni’l İslamiyye, 2018)
[23] İbn Receb el-Hanbeli, Letâifü’l Meârif, 323 (Şirketü’l Kudüs, 2012)
[24] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 399 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)
[25] Şeyh Abdulkadir Geylani, el-Ğunye li Tâlibî Tariki’l Hak, 399 (Mektebetü’l İlmi’l Hadis, 2001)


