…
وَاِنْ یَكَادُ الَّذٖینَ كَفَرُوا لَیُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَیَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۘ
(Habîbim!) Muhakkak o kâfir olmuş kimseler (bir) Zikir (olan Kur’ân-ı Kerîm)i duydukları zaman elbette (sana çok kızıyorlardı ve) az kalıyordu ki gözleriyle seni (yerinden) kaydıracaklardı. Üstelik onlar (Kur’ân’da bulunan eşsiz ilimleri hiç anlayamadıklarından dolayı senin hakkında bir karar veremeyip): “Şüphesiz ki o elbette cinnet geçir(erek delir)miş bir kimsedir” diyorlardı.
وَمَا هُوَ اِلَّا ذِ كْرٌ لِلْعَالَمٖينَ
Hâlbuki o (Kur’ân), tüm âlemler için ancak (Allâh-u Te‘âlâ tarafından gönderilen) büyük bir öğüttür. (Artık kendisine böyle bir Kur’ân indirilmiş olan zâtın deli olduğu nasıl söylenebilir?!)[1]
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍؕ وَمَٓا اُغْنٖي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍؕ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِؕ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
Yine o (babaları onları topluca göndermeye karar verince, kendilerini nazardan korumak için nasîhat etmek üzere): “Ey oğullarım! (Mısır’a) tek bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin. Ben (bu tedbiri emrederek) Allâh’tan (gelecek kazâ ve kaderle ilgili) hiçbir şeyi sizden defedemem. (Her konuda mutlak mânâda yetki ve) hüküm ancak Allâh’a âittir. Ben (yaptığım ve bıraktığım her işte) ancak O’na (güvenip) tevekkül ettim. Tevekkül edenler de ancak O’na hemen tevekkül etsin(ler)” dedi.[2]
Müfessirlerin cumhûruna göre; Ya‘kûb (Aleyhisselâm) güzelliklerinden ve süslü kıyâfetlerinden dolayı oğullarına nazar değeceğinden endişelenerek onlara şehre birlikte girmemelerini emretti. İlk gidişlerinde tanınmadıkları için babaları bu hususta hassas davranmamıştı. Fakat kardeş oldukları bilinip arkalarından Mısır’da şöhretleri yayılınca Ya‘kûb (Aleyhisselâm) onları göz isâbetinden korumayı hedefledi. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat mezhebine göre; göz ve nazar haktır.[3] Nitekim Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ:
«الْعَيْنُ حَقٌّ»
”Nazar haktır (gerçektir)” buyurmuştur.[4]
Yani nazardan etkilenmek, kem gözün değmesi var olan ve sabit bir durumdur. İnsan bir şeye nazarla baktığında onu beğenir. Bunun üzerine, ona bakılması ve beğenilmesi sebebiyle bakılan şey zarar görür. Göz değdiren kişiye ‘âin’ (gözü değen), nazar değen kişiye de ‘ma’yûn’ (nazar değmiş) denir.
El-Mâzerî şöyle demiştir: «Âlimlerin çoğunluğu hadisin zahirini esas almış ve: ‘Göz değmesi haktır’ demişlerdir. Bunu inkâr eden bazı bidat fırkalarını reddetmişlerdir. Çünkü akılla anlaşılamayan bir şeyin kendiliğinden imkânsız olmaması, bir delili bozmaması ve hakikati tersine çevirmemesi durumunda şeriat onun gerçekleşeceğini haber vermişse, onu inkâr etmek için bir sebep yoktur. Bu kişilerin nazar konusundaki inkârları ile ahiret işlerinden haber verilen şeyleri inkâr etmeleri arasında ne fark vardır?»[5]
Câbir b. Abdullah’dan rivayet edildiğine göre, nazarla ilgili başka bir hadisi şerifinde Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
الْعَيْنُ تُدْخِلُ الرَّجُلَ الْقَبْرَ، وَالْجَمَلَ الْقِدْرَ
“Göz değmesi, insanı kabre; deveyi ise kazana sokar.”[6]
…
Nazarın Hakikati
Âlimler nazarın hakikati konusunda çokça beyanlarda bulunmuşlardır:
Hafız İbn Hacer Fethu’l Bârî’de bu beyanları naklettikten sonra şöyle der:
«Allah adeti gereği bedenlerde, ruhlarda ve cisimlerde birçok güç ve özellik icra etmiştir. Nitekim utandığı kimseden çekinen birinin yüzünde şiddetli bir kızarıklık oluşur (oysa daha önce yoktu). Aynı şekilde korktuğu birini görünce yüz sararır. Birçok insan da sadece kendisine bakılmasıyla hastalanır ve gücü zayıflar. Bütün bunlar Allah Teâlâ’nın ruhlarda yarattığı etkilerdir. Etkiyi göze nispet etmek mecazidir; asıl etkileyici olan göz değil, ruhtur. Ruhların tabiatları, güçleri ve nitelikleri farklıdır. Bazı kötü ruhların sırf bakışla -herhangi bir fiziki temas olmadan- etki etmesi, o ruhun kötülüğünden ve habis niteliğindendir. Özetle etki, Allah Teâlâ’nın iradesi ve yaratmasıyla gerçekleşir; sadece cismani temasla sınırlı değildir. Bu etki bazen bakışla, bazen fiziki karşılaşmayla, bazen ruhun yönelmesiyle gerçekleşir.[7] Dualar, rukyeler, Allah’a sığınma ile korunmanın gerçekleşmesi gibi. Bazen de bu durum vehim ve hayal yoluyla olur. Dolayısıyla gözü değen kişinin gözünden çıkan şey, eğer koruması olmayan bir bedene denk gelirse saplanıp işleyen manevi bir ok gibidir. Eğer tedbir alınmışsa ok işlemez, hatta bazen ok sahibine geri döner.»[8]
Bu hususla alakalı farklı bir bakış açısı da Fahreddin Razi’den gelmektedir. Şöyle ki bir kimse bir şeyi beğendiğinde (hayranlıkla gördüğünde), bazen onun devam etmesini ister. Kendi çocuğunu veya kendi bahçesini beğenmesi buna örnektir. Bazen de onun devamını istemez. Hasetçinin, düşmanına verilmiş bir nimeti görmesi de böyledir.
Birinci durumda, o şeyi beğendiği anda onun elinden gitmesinden dolayı şiddetli bir korku duyar. Şiddetli korku ise ruhun kalbin içine çekilmesine sebep olur. Böylece kalp ve ruh son derece hararetlenir. Bunun neticesinde de gören ruhta (gözle ilgili latif kuvvede) güçlü bir ısıtıcı özellik meydana getirir.
İkinci durumda ise, beğenilen şey düşmanına ait olduğunda, o anda düşmanına verilen bu nimet sebebiyle şiddetli bir haset ve büyük bir üzüntü meydana gelir.
Üzüntü de ruhun kalbin içine çekilmesine yol açar ve kalpte şiddetli bir hararet oluşur. Böylece sabit olmuş olur ki, kuvvetli bir hayranlık veya beğenme anında ruh son derece hararetlenir; bunun sonucunda gözün ışını (nazarı) da hararet kazanır. Buna karşılık, böyle güçlü bir beğenme bulunmadığında bu hararet meydana gelmez.
İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, nazar eden kimseye abdest almasını, nazara uğrayan kimsenin de o abdest suyuyla yıkanmasını emretmiştir.”[9] Aşağıda bu yıkanmanın nasıl yapılacağı açıklanacaktır.
Burada nazarın hakikatiyle ilgili Ruhu’l Beyan tefsirinden şu bilgilere de yer vermek istiyoruz:
İşinin ehli bazı kelam alimleri yırtıcı hayvanların gözleri önünde bir şey yemeyi kötü görürlerdi.
Zira yırtıcı hayvanların yemeğe olan hırsları sebebiyle onların nazarlarından korkarlardı. Çünkü o anda bunların iç boşluklarından bir buhar çözülür. Bu buhar, onların gözlerinden çıkıp insana ulaştığında insanı eksiltir ve hasta eder (diye düşünürlerdi).
Ayrıca nazarları değer korkusu ile hizmetçilerin gözü önünde bir şey yiyip içmeyi ve tadına bakmayı kötü görürlerdi, Yardımcı ve yakınlarına, yemeğe başlamadan önce sofranın etrafında köpek ve kedi varsa onlara bir şeyler vermelerini, bakışlarını başka tarafa çevirmeleri için meşgul etmelerini isterlerdi. İşte bundan dolayı Resülüllah aleyhisselamın şu hadisinin bâzı sırları bilinebiliyor: Efendimiz buyurdular ki:
“Bir kimse, (insan olsun hayvan olsun) kendisine bakan iki gözle beraber olduğu halde, ona vermeden bir şey yerse, çaresi bulunamayan bir derde tutulur.”[10]
Hayvanların nazarına benzer bir durum olarak şu örneği verebiliriz: Bazı hikmet ehli şöyle demiştir:
Zehirli canlılar, soktuktan sonra öldürüldüklerinde sokmalarının etkisi hafifler. Çünkü sokulan kişinin bedeni, zehrin mahiyetine uygun bir hâl almış ve artık onun tesirini kabul eder duruma gelmiştir. Zehirli hayvan canlı kaldığı sürece ise, nefesi havaya karışır; sokulan kimse de bu havayı soludukça zehrin tesiri sürekli yenilenip güçlenir. Bu durum tecrübeyle gözlemlenmiş bir gerçektir.[11]
…
Nazar Değdikten Sonra Peygamber Efendimizin Yapılmasını Tavsiye Ettiği Ameller ve Dualar
İbn Abbas’dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ﷺ:
«وَلَوْ كَانَ شَيْءٌ سَابَقَ الْقَدَرَ سَبَقَتْهُ الْعَيْنُ وَإِذَا اسْتُغْسِلْتُمْ فَاغْسِلُوا»
”Eğer kaderin önüne geçebilecek bir şey olsaydı, nazar onun önüne geçerdi. Sizden (nazar değdirdiğiniz zaman) yıkanmanız istenilirse yıkanın ” buyurmuştur.[12]
Efendimizin bu hadisindeki maksadı şudur: Nazar, helak veya zarar verme konusunda açık ve güçlü sebeplerden biridir. Ancak diğer açık sebepler gibi o da kaderin önüne geçemez. Zira Allah kime sağlık yazmışsa nazar ona zarar veremez; kime de ölüm yazmışsa hayatta kalamaz. Özetle, nazarda zarara yol açan çok güçlü bir etki farz edilse ve bu güç kaderin önüne geçecek derecede kuvvetli kabul edilse bile, yine de kaderi geçemez. Kaderin önüne geçemediğine göre, kaderi geçmesi mümkün olmayan diğer şeyler nasıl geçebilir ki?
Efendimizin ﷺ “Sizden yıkanmanız istendiğinde yıkanın” sözü nazar değmesinin tedavisine işarettir. Mâzerî şöyle demiştir: “Âdet, nazar değdiren kimseye abdest aldırılması ve nazar değen kişinin bu suyla yıkanması yönündeydi.”
Bu konudaki abdest ve yıkanma şekli, Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf’ten nakledilen hadiste açıklanmıştır: Hz. Peygamber ﷺ Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. ‘El-Harrâr’ denilen vadiye geldiklerinde Sehl b. Huneyf yıkandı. Sehl, cildi ve teni son derece güzel, beyaz bir adamdı. Âmir b. Rabîa ona baktı ve: “Bugünkü gibi bir ten gibisini görmedim!” dedi. Bunun üzerine Sehl derhal olduğu yere yığıldı ve fenalaştı; başını bile kaldıramaz hale geldi. Efendimize ﷺ gidilip: “Sehl’e bir bakılsın, başını bile kaldıramıyor” denildi. Efendimiz ﷺ: “Onunla ilgili birinden şüpheleniyor musunuz?” diye sordu. “Âmir b. Rabîa ona bakmıştı” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah ﷺ Âmir’i çağırdı ve ona öfkelenerek: “Sizden biri niçin kardeşini öldürür ki?! Biriniz kardeşinde beğendiği bir şey gördüğünde ona bereket duası etse ya! (Mâşâallah, Bârekallah gibi)” buyurdu. Sonra ona: “Onun için yıkan!” emrini verdi. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini, ayaklarının uçlarını ve izârının (peştemalının) iç kısmını bir kabın içinde yıkadı. Sonra bir kişi bu suyu, arka tarafından Sehl’in başına ve sırtına döktü. Sonra kabı ters çevirip kalan suyu yere döktü. Bunu yapar yapmaz Sehl iyileşti ve sanki hiçbir şeyi yokmuş gibi insanlarla birlikte yürümeye başladı.
İmamı Nevevî, abdest ve yıkanmanın ayrıntılarını anlatırken şöyle demiştir:
“Âlimlere göre nazar edenin abdest alma şekli şöyledir: İçinde su bulunan bir kap getirilir. Kap yere konmaz. (Biri eliyle tutar.) Sudan bir avuç alıp ağzını çalkalar ve kabın içine geri püskürtür. Sonra sudan alıp yüzünü yıkar. Sol eliyle sudan alıp sağ elini, sağ eliyle alıp sol dirseğini yıkar. Dirsekler ile bilekler arasını yıkamaz. Sonra sol eliyle sağ ayağını, ardından sağ eliyle sol ayağını yıkar. Tüm bunlar kabın içinde yapılır. En son izârının (alt giysisinin) iç tarafını kabın içine batırır. İzarının iç tarafı ise, sağ böğrüne (sağ bel yanına) bitişik olan sarkık ucudur.
Bütün bu işlemler tamamlanınca, bu su nazar değen kişinin arkasından başının üzerine dökülür.”
El-Mâzerî şöyle der: “Bu mesele, aklın tek başına mantığını çözemediği hususlardandır. Ancak akılla kavranması imkânsız diye reddedilemez.”
İbnü’l-Arabî şöyle demiştir: “Şayet şeriata bağlı bir kimse bu hususta tereddüt ederse, ona: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir de!’ deriz. Çünkü bunun doğru olduğunu tecrübe desteklemiş, gözlem de doğrulamıştır. Eğer bir felsefeci bu hususta tereddüt ederse buna verilecek cevap daha da açıktır. Zira ona göre ilaçlar, sahip oldukları tabii kuvvetlerle tesir ederler. Bazen de idrak edilemeyen bir özellik sebebiyle tesir gösterirler. İşte bu şekilde tesir eden şeylere “havâss” adını verirler.”
İbnü’l Kayyim şöyle demiştir:
“Bu yöntemden; onu inkâr eden, onunla alay eden, ondan şüphe duyan veya bunu inançsızca ve deneysel bir mantıkla uygulayan kimse fayda göremez.
Tabiatta öyle birtakım hâssalar (özel etkiler) vardır ki, tabipler bunların illetlerini (gerçek sebeplerini) bilemezler. Hatta bunların kendi ölçü ve kıyaslarının dışında olduğunu, sadece o kendilerine mahsus özellik sebebiyle tesir ettiğini kabul ederler. Öyleyse, bu kimseler şer‘î hâssaları niçin inkâr ediyorlar?
Kaldı ki, nazar değmesinde yıkanarak tedavi olunmasının akl-ı selimce yadırganacak bir yönü de yoktur. Nitekim yılan zehrinin panzehiri bazen yine yılanın etinden elde edilir. Yine öfke hâlindeki kimsenin bedenine el konulduğunda öfkesinin yatışması da ruhî bir tedavidir. Sanki o nazarın tesiri, bedene düşen bir ateş kıvılcımı gibidir; yıkanmak ise o kıvılcımı söndürmek hükmündedir.
Sonra bu habis keyfiyet (göz değmesinin meydana getirdiği zararlı tesir), nüfuzunun buralarda daha güçlü olması sebebiyle bedenin ince ve hassas bölgelerinde ortaya çıktığından -ki bedenin en ince ve hassas yerleri kıvrım ve katlanma bölgeleridir- bu bölgelerin yıkanması nazarın tesirini ortadan kaldırır. Hele ki şeytanî ruhların bu bölgelerle özel bir ilgisi de vardır.
Ayrıca bu yıkanmanın etkisi, bedenin en ince ve tesiri en hızlı ileten bölgeleri vasıtasıyla kalbe ulaşır. Böylece gözün meydana getirdiği o ateş, bu su sayesinde söndürülmüş olur.”
Bu yıkanma, nazarın tesiri iyice yerleştikten sonra fayda verir. Fakat göz değmesi ilk meydana geldiğinde ve tesiri henüz yerleşmeden önce, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun önüne geçecek yolu göstermiştir. Nitekim daha önce geçen Sehl b. Huneyf kıssasında şöyle buyurmuştur: «Ona niçin bereket duası etmedin?» İbn Mâce rivayetinde ise: «Bereket duasında bulunsun.» buyrulmuştur. Benzeri, Âmir b. Rebîa hadisinde de İbnü’s-Sünnî tarafından rivayet edilmiştir.
Yine Bezzâr ile İbnü’s-Sünnî’nin, Enes b. Mâlik’ten merfû olarak rivayet ettikleri hadiste Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
«Her kim hoşuna giden bir şey görür de, “Mâşâallah, lâ kuvvete illâ billâh.” derse, o şey kendisine zarar vermez.»
Bu hadisten şu faydalar da anlaşılmaktadır:
- Göz değdiren kişi biliniyorsa, ondan yıkanması istenir.
- Bu şekilde yıkanmak, faydalı bir neşre (meşru tedavi usulü) çeşididir.
- Göz değmesi, haset bulunmasa bile sadece beğenme ve hayranlık sebebiyle de meydana gelebilir.
- Hatta nazar, seven bir kimseden veya salih bir kimseden bile kaynaklanabilir.
- Hoşuna giden bir şey gören kimsenin, vakit kaybetmeden o şey için bereket duası etmesi gerekir. Bu dua, onun tarafından yapılmış bir rukye hükmündedir.
- Kullanılmış su temizdir. (Necis değildir. Ancak bu su abdestte kullanılamaz.)
- (Avret yerlerini kimsenin görmeyeceği şekilde) Açık alanda yıkanmanın caiz olduğuna delalet eder.
- Göz değmesi, bazı durumlarda ölüme bile sebep olabilir.”[13]
İbn Battâl, bazı âlimlerden şu görüşü nakleder:
‘Göz değdirmesiyle tanınan bir kimseyi devlet başkanının insanların arasına karışmaktan men etmesi ve evinde kalmasını emretmesi gerekir. Eğer fakirse, geçimini sağlayacak kadar nafaka da kendisine bağlanmalıdır.[14] Çünkü onun zararı, Hazreti Ömer’in Hattâb’ın insanlarla görüşmesini yasakladığı cüzzamlı kimsenin zararından daha büyüktür. Hatta cemaat namazına katılması yasaklanan sarımsak yiyen kimsenin verdiği rahatsızlıktan bile daha ağırdır.’
İmamı Nevevî ise bu görüş hakkında şöyle demektedir:
‘Bu görüş doğru olup uygulanması gereken görüştür. Bildiğim kadarıyla buna açıkça aykırı bir görüş de nakledilmemiştir.’[15]
2.Ubâde b. Sâmit şöyle rivayet etmiştir:
“Günün ilk saatlerinde Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanına girdim. Kendisini şiddetli bir rahatsızlık içinde gördüm. Günün sonuna doğru tekrar yanına vardığımda ise tamamen iyileşmiş olduğunu gördüm.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
‘Cebrâil Aleyhisselâm bana geldi ve bana rukye yaptı. Şöyle dedi:
بِسْمِ اللّٰهِ أَرْقِيكَ، مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ وَحَاسِدٍ، اَللّٰهُ يَشْفِيكَ.
“Allah’ın adıyla sana rukye yapıyorum. Sana eziyet veren her şeyden, her gözün ve her hasetçinin şerrinden Allah sana şifa versin.”
Bunun üzerine kendime geldim ve iyileştim.’”
3. “Hasan-ı Basrî şöyle demiştir:
‘Göz değmesine karşı okunacak tedavi, şu ayetleri okumaktır:
وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
(Kalem Suresi, 51-52)
Bu konuda, göz değmesini defetmek için bu ayetten daha faydalı bir şey yoktur.’”[16]
4. “Horasan’da göz değdirmesiyle tanınan bir adam vardı. Bir gün bir toplulukla otururken yanlarından bir deve kervanı geçti. Göz değdiren adam: ‘Hangi deveyi kesip yiyeceksiniz?’ dedi.
Oradakiler develerden birini gösterdiler. Adam ona bakar bakmaz deve olduğu yere yıkıldı. Bunun üzerine devenin sahibi şöyle dedi:
بِسْمِ اللّٰهِ عَظِيمِ الشَّأْنِ، شَدِيدِ الْبُرْهَانِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ، حَبْسُ حَابِسٍ مِنْ حَجَرٍ يَابِسٍ، وَشِهَابٍ قَابِسٍ، اللّٰهُمَّ إِنِّي رَدَدْتُ عَيْنَ الْعَائِنِ عَلَيْهِ، وَفِي كَبِدِهِ وَكُلْيَتَيْهِ، وَأَحَبِّ الْخَلْقِ إِلَيْهِ، لَحْمٌ رَقِيقٌ، وَعَظْمٌ دَقِيقٌ، فِيمَا يَتَعَلَّقُ
(Sonra şu âyetleri okudu:)
Sonra şöyle dedi:
مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ، وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ.
“Allah neyi dilerse o olur. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır.”’
Bunun üzerine deve Allah’ın izniyle hemen ayağa kalktı. Göz değdiren kimsenin gözü ise zarar görüp kör oldu.”[17]
Rivayette Geçen Nazar İçin Okunacak Dua Şu Şekildedir:
بِسْمِ اللّٰهِ عَظِيمِ الشَّأْنِ، شَدِيدِ الْبُرْهَانِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ، حَبْسُ حَابِسٍ مِنْ حَجَرٍ يَابِسٍ، وَشِهَابٍ قَابِسٍ، اللّٰهُمَّ إِنِّي رَدَدْتُ عَيْنَ الْعَائِنِ عَلَيْهِ، وَفِي كَبِدِهِ وَكُلْيَتَيْهِ، وَأَحَبِّ الْخَلْقِ إِلَيْهِ، لَحْمٌ رَقِيقٌ، وَعَظْمٌ دَقِيقٌ، فِيمَا يَتَعَلَّقُ
فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِنْ فُطُورٍ ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ
مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ، وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ
5. Göz değmesine karşı şifa yollarından biri de, temiz bir kap içerisindeki su üzerine aşağıdakilerin okunması, ardından hastaya o sudan içirilmesi ve o suyla yıkanmasıdır:
عَنَسَ عَابِسٌ بِشِهَابٍ قَابِسٍ، رَدَدْتُ الْعَيْنَ مِنَ الْمُعِينِ عَلَيْهِ، وَإِلَىٰ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَيْهِ.
فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِنْ فُطُورٍ.
Fâtiha,
Âyetü’l-Kürsî
ve şifa âyetleri olan şu altı âyet okunur:
وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ
شِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ
فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ[18]
…
RUKYE
«عَنْ أَبِي سَعِيدٍ؛ أَنّ جِبْرِيلَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يا محمد! اشْتَكَيْتَ؟ فَقَالَ “نَعَمْ قَالَ: بِاسْمِ اللَّهِ أَرْقِيكَ. مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ. مِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أَوْ عَيْنِ حَاسِدٍ اللَّهُ يَشْفِيكَ. بِاسْمِ اللَّهِ أرقيك
Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek:
‘Ey Muhammed! ﷺ Hastalandın mı?’ dedi.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem: ‘Evet.’ buyurdu.
Bunun üzerine Cebrâil Aleyhisselam şöyle dedi:
‘Allah’ın adıyla sana rukye yapıyorum. Sana eziyet veren her şeyden, her nefsin şerrinden ve haset eden her gözün şerrinden Allah sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana rukye yapıyorum.’”[19]
Rukye; sığınma, korunma ve yardım dileme anlamlarına gelir.
Hafız İbn Hacer el-Askalâni Fethu’l Bârî’de şöyle demiştir: Alimler, üç şart bir araya geldiğinde rukyenin caiz olduğu konusunda icma (görüş birliği) etmişlerdir;
1- Rukyenin Allah Teâlâ’nın kelamı (Ayetler), O’nun isimleri veya sıfatları ile olması,
2- Arapça veya anlamı bilinen (anlaşılır) başka bir dille yapılması,
3- Rukyenin bizzat kendi gücüyle değil, sadece Allah Teâlâ’nın takdiri ve tesiriyle fayda verdiğine inanılması.
Birinci şartla kastedilen; rukye içinde Allah’tan başkasından medet umma bulunmamasıdır.
Avf b. Malik hadisinde şöyle buyrulur: “Biz Cahiliye döneminde rukye yapardık ve “Ey Allah’ın Rasulü! Bu konuda ne dersin?” diye sorduk. Bize ‘Rukyelerinizi bana gösterin. Şirk içermediği sürece rukye yapmanızda bir sakınca yoktur.’ buyurdu.[20]
İşte asıl dayanak bu kuraldır.
Rukyeleri yasaklayan hadisler ise; içinde şirk kelimeleri bulunan, Allah’tan başkasından medet umulan veya anlamı anlaşılmayan rukyelere yorulur. Çünkü anlamı bilinmeyen bir rukyenin şirke yol açmayacağından emin olunamaz. Bu sebeple tedbir olarak bundan sakınılmıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Hadisi şerifte geçen “Sana eziyet veren her şeyin şerrinden…” ifadesine dair Nisaburi şöyle demiştir: “Bu ifade, Allah Teâlâ’nın isimleriyle rukye yapmayı açıkça gösterir. İçinde rukyenin önemini vurgulama, dua ve Allah’ı tazim etme vardır.”
Hadisi şerifte geçen “Her bir nefsin şerrinden…” ifadesindeki “nefis” ile insanın kendisinin kastedildiği söylenmiştir. Diğer bir görüşe göre ise kastedilen “nazar/kem göz”dür.
…
NAZARDAN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUALAR
Nazardan korunmak için okunacak rukyelere Peygamber Efendimizin hadislerinden örnekler verebiliriz:
1. Rukye konusunun başında geçtiği üzere Cebrail Aleyhisselam’ın Peygamber Efendimize okuduğu rukye:
بِاسْمِ اللَّهِ أَرْقِيكَ. مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ. مِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أَوْ عَيْنِ حَاسِدٍ اللَّهُ يَشْفِيكَ. بِاسْمِ اللَّهِ أرقيك
2. Abdullah b. Abbas’dan (radıyallahu anhümâ) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
“Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hasan ve Hüseyin’e (radıyallahu anhümâ) dua okuyarak sığınma duası yapar ve şöyle buyururdu:
‘Şüphesiz babanız (yani İbrahim Aleyhisselâm) da bununla İsmail ve İshak’a dua ederdi:
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّةِ، مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لَامَّةٍ
Allah’ın eksiksiz kelimelerine; her şeytandan, her zararlı canlıdan ve her isabet eden gözden (nazardan) Allah’a sığınırım.’”[21]
3. Nazardan korunmak gerekir; hatta bu, gerekli bir husustur. Hoşuna giden bir şey gören her Müslümanın, ‘Tebârekallâhü Ahsenü’l Hâlikîn. Allâh’ım, buna bereket ihsan eyle.’ demesi gerekir.[22] Zira Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
إِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ مِنْ نَفْسِهِ وَأَخِيهِ مَا يُعْجِبُهُ فَلْيَدْعُ بِالْبَرَكَةِ فَإِنَّ الْعَيْنَ حَقٌّ
“Biriniz kendisinde veya din kardeşinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, ona bereket duası etsin. Çünkü nazar haktır.”[23]
Nazardan korktuğu için hoşuna giden bir şey gören kimsenin şöyle de diyebilir:
‘Mâşâallah, lâ kuvvete illâ billâh.’
Sonra o şey için bereket duasında bulunur ve şöyle der:
بَارَكَ اللّٰهُ فِيكَ وَعَلَيْكَ
‘Allah sana ve üzerine bereket versin.”[24]
Nazardan korktuğu için hoşuna giden bir şey gören kimsenin: ‘Mâşâallah, lâ kuvvete illâ billâh.’ Demesi gerektiğine şu ayeti örnek gösterebiliriz:
وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ
“Bir de sen bağına girdiğin zaman: ‘(Mâşâallah! Yani: İşte bütün bu güzellikler) Allâh’ın murâd ettiği şeylerdir. (Bunca bağı bostanı mâmur edip yönetmeye muvaffak olduysam, bu hususta tüm güç ve) kuvvet ancak Allâh(ın yardımı) ile (meydana gelmekte)dir’ deseydin ya!”[25]
4. “Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem her gece yatağına girdiği zaman iki elini birleştirir ve:
‘Kul hüvallâhu ehad’ (İhlâs Sûresi) ve Muavvizeteyn (Felak ve Nâs sûreleri) okunur; sonra bunlara hafifçe üflenir. Ardından elleriyle gücü yettiği kadar bedenini mesheder (siler). Buna başından ve yüzünden başlar. Bunu üç defa yapar.
Denilmiştir ki: Bu uygulama, sihirden, nazardan, zehirli ve zararlı canlılardan ve diğer bütün hastalıklar ile yaralardan korunmaya vesiledir.”[26]
5. “Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz uykusunda korkuya kapılırsa şöyle desin:
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّةِ، مِنْ غَضَبِهِ وَعِقَابِهِ، وَشَرِّ عِبَادِهِ، وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ، وَأَنْ يَحْضُرُونِ
‘O’nun gazabından, azabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve onların bana yaklaşmalarından Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.’
Çünkü bu dua söylediğinde, hiçbir şey ona zarar veremez.
Abdullah b. Amr b. el-As da bunu çocuklarından ergenlik çağına ulaşanlara öğretirdi. Henüz ergenlik çağına ulaşmayanlar için ise bunu bir kâğıda yazar, sonra onu boyunlarına asardı.”[27]
6. Hasedi gidermek ve nazardan korunmak için Besmele’den sonra Kalem Suresinin son iki ayeti, 25 defa yazılır. Bunu taşıyana ne değen bir göz (nazar) ne de hasetçinin hasedi zarar verir.”[28]
Not: “(Kur’ân’dan veya dualardan) bir koruyucu yazı (muska) asmak; bu, belayı uzaklaştırmak için tecrübe edilmiş bir dua, tecrübe edilmiş bir ayet veya Allah’ın bazı isimlerinden oluşuyorsa, bunda bir sakınca yoktur.
Ancak tuvalete girerken ve cinsel yakınlık esnasında onu çıkarması gerekir. et-Tatarhâniyye’de böyle geçmektedir.
Bazılarına göre ise, eğer bu yazı bir şeyle örtülü ve gizlenmiş durumdaysa çıkarmamak câizdir. Bununla beraber en uygun olanı onu çıkarmaktır.”[29]
7. “Kim Hümeze Suresini nazar değmiş (göz değmiş) kimseye okursa, Allah Teâlâ’nın izniyle şifa bulur. Nafile namazda çokça okunması ise malı ve rızkı artırır.”[30]
8. Rivayet edildiğine göre: Bir kadın Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanına geldi ve şöyle dedi:
‘Biz ekin (ziraat) ehliyiz. Ekinimize göz değmesinden korkuyoruz.’
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ekinin içine hayvanların kafatasınınkonulmasını emretti.”
Çünkü bakan kimse ekine baktığında, yüksek olmaları sebebiyle ilk önce bakışı kafataslarına yönelir. Bundan sonra ekine bakması ise ona zarar vermez.”[31]
9. Nazarı defeden şeylerden biri de şudur: Hazreti Osman Radıyallahu Anh güzel yüzlü bir çocuk görünce şöyle demiştir: ‘Çocuğun çene çukuruna kara sürün ki ona nazar değmesin.’[32]
10. Rivayet edildiğine göre her kim sürekli Felak ve Nas surelerini okumaya devam ederse rızıklar ona kolaylaştırılır; insanların şerrinden ve hasetlerinden korunur.[33]
11. Rivayet edildiğine göre her kim sürekli Felak ve Nas surelerini okumaya devam ederse selamet ve afiyet içerisinde olur. Kim bu sureleri nazar değen kişiye okursa nazardan kurtulur. Kim bu sureleri hastaya okursa hasta iyileşir.[34]
12. Rivayet edildiğine göre her kim Felak ve Nas surelerini yazıp çocuğun üstüne asarsa çocuk cinlerden ve haşerattan korunur.[35]
13. İbn Abbâs Radıyallahu Anhümâ şöyle demiştir: Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in torunu Hazreti Hasan Radıyallahu Anh hastalanınca, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna çok üzüldü.
Bunun üzerine Allahu Teâlâ ona şöyle vahyetti:
اِقْرَأْ سُورَةً لَا فَاءَ فِيهَا، فَإِنَّ الْفَاءَ مِنَ الْآفَاتِ، عَلَى إِنَاءٍ فِيهِ مَاءٌ أَرْبَعِينَ مَرَّةً، وَاغْسِلْ بِهِ يَدَيْهِ وَرِجْلَيْهِ وَوَجْهَهُ وَرَأْسَهُ، وَمَا ظَهَرَ وَمَا بَطَنَ مِنْ جَسَدِهِ، فَإِنَّ اللّٰهَ تَعَالَى يَشْفِيهِ مِنْ كُلِّ دَاءٍ.
“İçinde ف (fe) harfi bulunmayan sureyi (Fatiha Suresini) oku. Çünkü ف (fe) harfi âfetleri simgeler. (Fatiha Suresini) içinde su bulunan bir kap üzerine kırk defa oku. Sonra o su ile Hasan’ın ellerini, ayaklarını, yüzünü, başını, bedeninin görünen ve görünmeyen kısımlarını yıka. Şüphesiz Allahu Teâlâ ona her türlü hastalıktan şifa verecektir.”[36]
[1] Kalem Suresi 50 ve 51. Ayetler
[2] Yusuf Suresi, 67. Ayeti Kerime
[3] Razi 9/366
[4] Sahih-i Buhari, Tıb, No: 5408
[5] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l Bârî, 17/556
[6] Ebu Nuaym, Hilyetü’l Evliya, 7/90
[7] Nazar, nasıl bakışla tesir ediyorsa, görmeden yalnızca bir kimsenin vasfının anlatılmasıyla da tesir eder. (İbn Raslan, Şerhu Sünen-i Ebi Davud) Hatta gözü görmeyen bir kişiye onun ruhuna anlatılan o şeyi görmediği halde tesir etmektedir. (Ruhu’l Beyan, 10/149)
[8] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l Bârî, 17/551, 552
[9] Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l Ğayb, 18/482
[10] Ruhu’l Beyan, 10/149
[11] Ruhu’l Beyan, 4/377
[12] Sahih-i Müslim, Selam, No: 2188
[13] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l Bârî, 17/559, 560
[14] İbn Abidin, Reddü’l Muhtar, 9/524
[15] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l Bârî, 17/561
[16] Ruhu’l Beyan, 10/379
[17] Abdurrahman es-Safurî, Nüzhetü’l Mecâlis, 1/116 (el-Mektebetü’l Asriyye, 2017)
[18] Ruhu’l Beyan, 10/148
[19] Sahih-i Müslim, Selam, No: 2186
[20] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l Bârî, 17/541, 542
[21] Buhari, Enbiya, No: 3191
[22] Ruhu’l Beyan, 10/149
[23] Hakim, el-Müstedrek, No: 7499
[24] Ruhu’l Beyan, 4/379
[25] Kehf Suresi, 39. Ayeti Kerime
[26] Ruhu’l Beyan, 4/379
[27] Tirmizi, Deavât, No: 3839
[28] el-Yâfiî, ed-Dürrü’n Nazîm fî Havâssi’l Kur’âni’l Azîm, 118
[29] Ruhu’l Beyan, 4/378
[30] Ez-Ziyade ve’l İhsan, 1/309, Deyrebi, el-Mücerrebât, 20
[31] İbn Abidin, Reddü’l Muhtar, 9/524
[32] Ruhu’l Beyan, 10/148
[33] el-Yâfiî, ed-Dürrü’n Nazîm fî Havâssi’l Kur’âni’l Azîm, 123
[34] el-Yâfiî, ed-Dürrü’n Nazîm fî Havâssi’l Kur’âni’l Azîm, 123
[35] el-Yâfiî, ed-Dürrü’n Nazîm fî Havâssi’l Kur’âni’l Azîm, 123
[36] Deyrebi, el-Mücerrebât, 6


