…
Allahu Teala Kehf Suresinin 54. Ayet-i Kerime’sinde şöyle buyurmuştur:
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فٖی هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَیْءٍ جَدَلًا
And olsun ki; muhakkak Biz işte bu Kur’ân’da tüm insanlar için (müjde ve tehdit barındıran, geçmiş peygamberlerin kıssalarını ve ahiret haberlerini ihtiva eden konularla alâkalı çok ilginç ve güzel manalar barındırdığı için dillerde dolaşan) her bir mesel(i beyan eden hikmetli manalardan ve sözler)den nicesini türlü türlü (farklı ve etkili) şekillerle tekrar tekrar elbette iyice açıkladık. Ama (çekişme kabiliyetine sâhip olan bütün varlıkları tek tek sayacak olsan, onlar içerisinde) insan cinsi (boş yere) tartışma bakımından (yaratılışı itibarıyla) varlıkların en fazlası olmuştur.
Tefsirlerimizde bu ayetle alakalı şu olay rivayet edilmiştir:
أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ طَرَقَهُ وَفَاطِمَةَ بِنْتَ النَّبِيِّ عَلَيْهِ السَّلَامُ لَيْلَةً، فَقَالَ: أَلَا تُصَلِّيَانِ. فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنْفُسُنَا بِيَدِ اللَّهِ، فَإِذَا شَاءَ أَنْ يَبْعَثَنَا بَعَثَنَا، فَانْصَرَفَ حِينَ قُلْنَا ذَلِكَ وَلَمْ يَرْجِعْ إِلَيَّ شَيْئًا، ثُمَّ سَمِعْتُهُ وَهُوَ مُوَلٍّ، يَضْرِبُ فَخِذَهُ، وَهُوَ يَقُولُ: {وَكَانَ الْإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا}.
Hazreti Ali’nin haber verdiğine göre: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece kendisine ve kızı Fatıma’ya gelip: “Namaz kılmıyor musunuz?” dedi. Ben de: “Ya Resulallah, canlarımız Allah’ın elindedir. Bizi uyandırmak isterse uyandırır” dedim. Bunu söylediğimizde Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hiçbir şey söylemeden dönüp gitti. Sonra dönerken, eliyle uyluğuna vururken şöyle dediğini işittim: “İnsanlar (boş yere) tartışma bakımından (yaratılışı itibarıyla) varlıkların en fazlası olmuştur ” (Kehf Suresi, 54. Ayet).[1]
Bu hadisi şerifte geçen “أَلَا تُصَلِّيَانِ” (Namaz kılmayacak mısınız?) sözü hakkında İbn Battâl şöyle demiştir:
“Bu ifadede gece namazının faziletine ve bunun için aile fertleri ile akrabaları uykularından uyandırmanın faziletine delil vardır.”
Taberî şöyle demiştir:
“Eğer Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), gece namazının faziletinin ne denli büyük olduğunu bilmeseydi, Allahu Teala’nın kulları için dinlenme ve sükûnet vakti kıldığı bir zamanda kızını ve amca oğlunu rahatsız etmezdi. Fakat o, Allahu Teâlâ’nın şu emrine uyarak: ‘Ailene namazı emret’[2] ayeti gereğince, dinlenmeye karşılık, onların bu fazileti elde etmelerini tercih etmiştir.”
“أَنْفُسُنَا بِيَدِ اللّٰهِ” (Canlarımız Allah’ın elindedir) sözü hakkında şöyle denilmiştir:
Hazreti Ali, bu sözü Allahu Teâlâ’nın şu ayetinden iktibas etmiştir:
“Allâh, o (eceli gelmiş) ruhları ölümleri anında tamâmen alır; o öl(üm vakitleri gel)memiş olanları(n ruhlarını) da uykularında (alır ve böylece ölüm ânında tamâmen, uykudaysa kısmen o ruhların bedenleriyle olan alâkalarını keser). Sonra kendileri hakkında ölüm karârı vermiş olduklarını (hâlleri üzere) tutar (da, bedenlerine geri döndürmez). Diğerlerini ise (ölümleri için) adı konulmuş bir süreye kadar (bedenlerine) salıverir. (Ey insan!) İşte sana! Gerçekten bu (şekilde ruhların alınmasında, tutulmasında ve salınması)nda, elbette (dirilmenin hak olduğu husûsunda) bir toplum için pek çok ve çok büyük âyetler vardır ki onlar (Allâh-u Te‘âlâ’nın eşsiz fiillerindeki üstün hikmetleri) iyice düşünmektedirler.” (Zümer Suresi, 42. Ayet)
Hakim-i Tirmizi’nin rivayetinde ise Hazreti Ali şöyle demiştir:
“Ben oturdum, gözlerimi ovuşturuyor ve şöyle diyordum: ‘Vallahi, Allah’ın bizim için yazdığından başkasını kılamayız. Canlarımız ancak Allah’ın elindedir.’”
Bu ifadede, meşietin (dilemenin) Allah’a ait olduğunun ve kulun Allah’ın iradesi olmaksızın hiçbir şey yapamayacağının ispatı vardır.
“يَضْرِبُ فَخِذَهُ” (uyluğuna vuruyordu) sözü hakkında şöyle denilmiştir:
Bu ifadede, üzüntü ve hayıflanma hâlinde uyluğa vurmanın caiz olduğuna delil vardır.
İbnü’t Tîn şöyle demiştir: “Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hazreti Ali’nin zikredilen ayetle delil getirmesini hoş karşılamamıştır. Ondan, kusuru kendisine nispet etmesini beklemiştir.”
Bu ifadede ayrıca Kur’an’dan bir ayeti, içinde bulunulan duruma uygun şekilde iktibas etmenin caiz olduğuna ve “İnsan gerçekten çok tartışmacıdır.” ayetindeki “insan” lafzındaki ال takısının sadece kâfirleri değil, bütün insanları kapsadığı görüşünün tercih edildiğine delil vardır.
Yine bu rivayette Hazreti Ali’nin faziletlerinden biri görülmektedir. Zira kendisi hakkında en ufak bir noksanlık izlenimi oluşturabilecek bir hususu dahi gizlememiş; ilmin yayılması ve insanlara ulaştırılmasının maslahatını, onu gizlemeye tercih etmiştir.
İbn Battâl, Mühelleb’den şu görüşü nakletmiştir:
“Bu rivayette, yöneticinin nafile ibadetler konusunda aşırı derecede sıkı davranmaması gerektiği vardır. Zira Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ali Radıyallahu Anh’ın ‘Canlarımız Allah’ın elindedir’ sözünü kabul etmekle yetinmiştir. Çünkü bu, nafile ibadeti yerine getirmemek için geçerli bir mazeret bildiren doğru bir sözdür. Eğer söz konusu olan farz bir ibadet olsaydı, onu mazeret kabul ederek bırakmalarına izin vermezdi.”
Nevevî ise şöyle demiştir:
“Tercih edilen görüş, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in uyluğuna, Hazreti Ali’nin cevabının çabukluğuna ve kendisine sunduğu mazeret konusunda onunla aynı fikirde olmamasına şaşırdığı için vurduğudur. Allah en doğrusunu bilir.”[3]
[1] Sahih-i Buhari, Teheccüd, No: 1075
[2] Taha Suresi, 132. Ayeti Kerime
[3] İbn Hacer el-Askalâni, Fethu’l Bâri, 4/314, 315



