…
Allah Celle Celalühü Kehf Suresi’nin 66. ayeti kerimesinde şöyle buyurmuştur:
قَالَ لَهُ مُوسَى هَلۡ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمۡتَ رُشۡدًا
Musa (Aleyhisselam) ona dedi ki: “(Ey Hızır!) Sana öğretilmiş olanlardan bana (dinim hususunda) çok isabetli (ve hikmetli) bir ilim öğretmene karşılık (bu yolculuğunda) sana (eşlik etmek üzere) tâbi olabilir miyim?”
Bu ayeti kerimenin tefsirinde Fahreddin Er-Razi Hazretleri şöyle buyurmuştur;
“Bil ki, bu ayetler Hazreti Musa’nın, Hızır Aleyhisselam’dan ilim öğrenmek istediğinde pek çok edep ve nezaket çeşitlerine riayet ettiğini göstermektedir;
Birincisi: Hazreti Musa kendisini Hızır Aleyhisselam’a tâbi kılmıştır. Çünkü kendisinden ilim öğrenmek için Hızır Aleyhisselam’a “Sana tâbi olabilir miyim?” demiştir.
İkincisi: Bu tâbiliği gerçekleştirmek için izin istemiştir. Çünkü “Kendimi sana tâbi kılmama izin verir misin?” demiştir. Bu ise son derece büyük bir tevazu göstergesidir.
Üçüncüsü: “Bana öğretmen üzere” buyurması, kendisinin bazı konuları bilmediğini, hocasının ise ilim sahibi olduğunu kabul ettiğini göstermektedir.
Dördüncüsü: “Sana öğretilenlerden bana öğretmen üzere” demiştir. Buradaki “min (مِنْ)” edatı, teb‘îz yani “bir kısmını” ifade etmektedir. Yani Hazreti Musa, Allahu Teala’nın Hızır Aleyhisselam’a öğrettiği ilmin tamamını değil, bir kısmını kendisine öğretmesini istemiştir. Bu da ayrıca onun tevazusunu göstermektedir. Sanki şöyle demektedir: “İlimde beni kendine denk kılmanı istemiyorum. Aksine, senin ilminin parçalarından sadece bir parçayı bana vermeni istiyorum. Tıpkı fakir olan birinin, zengin birinden malının bir kısmını kendisine vermesini istemesi gibi.”
Beşincisi: “Sana öğretilenlerden” sözü, Hızır Aleyhisselam’ın sahip olduğu bu ilmi Allah’ın kendisine öğrettiğini kabul ettiğini göstermektedir.
Altıncısı: “Rüşd (رُشْدًا)” kelimesini kullanması, Hızır Aleyhisselam’dan kendisini irşat etmesini ve doğru yola yönlendirmesini istemesidir. İrşad, gerçekleşmediği takdirde kişinin sapıklık ve dalâlete düşmesi meydana gelir.
Yedincisi: “Sana öğretilenlerden bana da öğret” sözünün anlamı, Hazreti Musa’nın Hızır Aleyhisselam’dan, Allah’ın kendisine nasıl muamele ettiyse onun da Hazreti Musa’ya öyle muamele etmesini istemesidir.
Bu ifadede şu mânaya da bir işaret vardır:
“Senin bana bu ilmi öğretmenle yapacağın iyilik, Allah Teâlâ’nın sana bu ilmi öğretirken yaptığı iyiliğe benzer olsun.”
İşte bu mânadan dolayı “Kendisinden bir harf öğrendiğim kimsenin kuluyum.” denilir.
Sekizincisi: “Tâbi olmak”, başkasının yaptığı bir fiili aynı şekilde yapmaktır.
Bu husus sabit olduğuna göre, Hazreti Musa’nın: “Sana tâbi olabilir miyim?” sözü, onun o hocanın yaptığı fiillerin aynısını, sırf hocası onları yaptığı için yapacağını ifade etmektedir. Bu da öğrencinin ilim öğrenmeye başladığı ilk aşamada teslim olması, tartışmayı ve itirazı bırakması gerektiğini göstermektedir.
Dokuzuncusu: Hazreti Musa’nın “Sana tâbi olabilir miyim?” demesi, Hızır Aleyhisselam’ı herhangi bir işle sınırlamaksızın, bütün işlerde mutlak olarak takip etmeyi istediğini göstermektedir.
Onuncusu: Rivayetlerde sabit oldu ki; Hızır Aleyhisselam, daha başlangıçta Hazreti Musa’nın İsrailoğullarının peygamberi olduğunu; onun Tevrat’ın sahibi olduğunu; Allah Teâlâ’nın onunla hiçbir vasıta olmaksızın konuştuğu ve onu üstün mucizelerle özel olarak desteklediği kişi olduğunu biliyordu. Bütün bu yüce makamlara ve şerefli yüksek derecelere rağmen Hazreti Musa, bütün bu tevazu çeşitlerini göstermiştir. Bu da onun ilim talebinde en ileri derecede gayret ve tevazu gösterdiğini ortaya koymaktadır. Zaten ona yakışan da budur. Çünkü bir kimsenin ilimlere olan vukufiyeti ve kuşatıcılığı ne kadar fazla olursa, ilimlerin içerdiği sevinç ve saadetin farkına varması da o kadar fazla olur. Dolayısıyla ilme olan talebi daha güçlü, ilim sahiplerine gösterdiği saygı da daha eksiksiz ve daha büyük olur.
On birincisi: Hazreti Musa: “Bana öğretmen üzere sana tâbi olabilir miyim?” demiştir. Önce kendisini Hızır Aleyhisselam’a tâbi kılmış, ardından ondan kendisine ilim öğretmesini istemiştir. Bu, Hazreti Musa’nın önce hizmeti, ardından ikinci mertebede ilim öğrenmeyi talep ettiğini göstermektedir.
On ikincisi: Hazreti Musa: “Bana öğretmen üzere sana tâbi olabilir miyim?” derken, bu tâbiliği ve ilim öğrenmeyi karşılığında Hızır Aleyhisselam’dan herhangi bir şey istememiştir. Sanki şöyle demiş olur:
“Bu tâbiliğim karşılığında senden ne mal ne makam ne de başka bir menfaat istiyorum. Benim hiçbir maksadım yok; yalnızca ilim talep ediyorum.”[1]
[1] Fahreddin Er-Razi,Mefatihu-l Ğayb,11/156-157


