…
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Bana selâm veren hiçbir kimse yoktur ki, selâmına karşılık verebilmem için Allah ruhumu bana iade etmesin.”
(Ebû Dâvûd, Sünen,hadis no: 2041-Ahmed b. Hanbel, Müsned,hadis no: 10815)
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) başka bir rivayette şöyle buyurmuştur: “Benim ölümden sonraki bilgim, hayattayken sahip olduğum bilgi gibidir.”
(Kavvâmü’s-Sünne Ebü’l-Kāsım İsmail b. Muhammed el-İsfahânî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, hadis no: 956; Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) rivayeti)
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sürekli olarak diridir. Çünkü âdeten bütün varlığın gece veya gündüz kendisine selam gönderen tek bir kişiden bile tamamen boş kalması mümkün değildir. Bu sebeple biz, onun diri olduğuna ve rızıklandırıldığına inanırız. Aynı şekilde onun mübarek bedenini toprağın yemeyeceğine de inanırız. Bu hüküm diğer peygamberler için de böyledir. Nitekim bir hadiste “Allah, yeryüzüne peygamberlerin bedenlerini yemeyi haram kılmıştır” buyurulmuştur. Bu hususta icmâ bulunduğu da söylenmiştir. Aynı şekilde ÂLİMLER ve ŞEHİTLER hakkında da benzer şeyler zikredilmiştir.Yine birçok âlim ve velî hakkında kabirlerinin açıldığı ve bedenlerinin değişmemiş hâlde bulunduğu sahih olarak nakledilmiştir. Nitekim Uhud günü şehit düşenlerden olan Abdullah Ebû Câbir ile Amr b. el-Cemûh’un kabirlerinin, kırk altı yıl sonra bir sel sebebiyle açıldığı ve bedenlerinin hiçbir şekilde değişmemiş olarak bulunduğu da sahih rivayetlerde yer almaktadır.Bu iki zattan birisi elini yarasının üzerine koydu. Bu hâl üzere defnedildi. Daha sonra eli yarasından kaldırılınca ondan kan akmaya başladı; eli tekrar bırakıldığında ise yeniden eski hâline döndü.
Faydalı Mâlumât
Rivayet edildiğine göre Yezid b. Muaviye Medine’yi kuşattığında ve şehir halkından bazılarını öldürdüğünde, bir süre mescitte namaz kılınamamıştı. İbnü’l-Müseyyeb şöyle demiştir: “Ben o sırada mescitte bulunuyordum. Namaz vakitlerinin girdiğini ancak Peygamber Efendimizin mübarek kabri tarafından ezan ve kamet sesini işiterek anlayabiliyordum.” (Sübhânallah)
(Ali el-Kârî, Mecmûʿu Resâʾil, 2. cilt, ed-Dürretü’l-Mudiyye fî Ziyâreti’r-Radıyye, Beyrut: Mektebetü’l-Maʿrûfiyye, 2017, s. 206-211)


