.
Kıymetli okurlarımız Allahu Teâlâ Kasas Suresinin 85. Ayet-i Kerimesinde şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلٰى مَعَادٍ قُلْ رَبِّي أَعْلَمُ مَنْ جَاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
“(Habibim! Üzgün bir halde Mekke’den çıktığını ve ona hasret çektiğini bilmekteyiz. Ama bir gün gelecek) şüphesiz ki sana Kuran’ı (okumanı ve hükümleriyle amel etmeni) farz kılmış olan o zat, elbette (senin tarafından çok sevilen ve) alışılan çok kıymetli yer (olan Mekke-i Mükerreme’y)e seni geri çeviricidir. (Habibim!) De ki: ‘Benim Rabbim (benim gibi size) hidâyeti getirmiş olan kimseyi hakkıyla bilendir; kendisi çok açık bir sapıklık içinde bulunan (sizin gibi müşrik) kimseleri de (en iyi bilendir)!”
Peygamber Efendimiz ﷺ Mekke’den Medine’ye hicret ederken geceleyin Sevr mağarasından çıktıktan sonra yakalanmamak için Medine yolunu değil de farklı bir yolu tercih etmiştir. Akabinde Medine yoluna girince Cuhfe mevkiinde konaklamıştır. Cuhfe’de Mekke’ye giden yolu görünce Mekke’ye olan özlemi artmıştır. Mevla Teâlâ bunun üzerine Efendimize ﷺ teselli olması için bu ayeti kerimeyi indirmiştir.[1]
Bu ayetin tefsirinde vatan sevgisinin imandan olduğuna işaret vardır. Peygamber Efendimiz ﷺ de ‘Vatanım! Vatanım!’ derdi. Allahu Teâlâ onun bu isteğini yerine getirmiştir. Şöyle denilmiştir: ‘Develer uzakta olsalar da yerlerini özlerler. Kuşlar, yeri verimsiz ve çorak olsa da yuvalarını arzularlar. İnsanlar da başka yerler kendisi için daha faydalı olsa da vatanlarını arzularlar.’ Bir gün Usayl el-Gıfari Peygamber Efendimize ﷺ geldiğinde -hicap ayeti inmeden önce- Hazreti Aişe kendisine ‘Mekke’yi ne halde bıraktın?’ diye sordu. Usayl: ‘Bitkileri yeşil, ovaları beyaz, bitkilerinin suyu bol ve ağaçları sık ve gür bir halde bıraktım’ dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ﷺ ‘Yeter ya Usayl! Bizi hüzünlendirme’ buyurdu.[2]
Hazreti Ömer Efendimiz şöyle buyurmuştur:
‘Vatan sevgisi olmasaydı verimsiz topraklar harap olurdu (herkes güzel yerlerde yaşamak isteyeceği için oralarda kimse yaşamazdı). Vatan sevgisi vesilesiyle beldeler mamur olmuştur.’[3]
Bununla beraber her ne kadar kalplerden vatan sevgisi kesilmese de kişinin dinini güzelce yaşayabileceği bir yeri seçmesi lazımdır. Rivayete göre İsa Aleyhisselam’a ‘Kimlerle beraber oturalım?’ diye sorulduğunda ‘Konuştuğu zaman ilminizi artıran, gördüğünüz zaman size Allah’ı hatırlatan ve yaptığı amelleri sizi ahirete teşvik edecek kişilerle beraber oturun’ buyurmuştur.[4]
Vatanı sevmekle ilgili Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
حُبُّ الْوَطَنِ مِنَ الْإِيمَانِ
“Vatanı sevmek imandandır.”
Bu rivayete bazı hadisçiler mevzu (uydurma) demişlerse de diğer muhaddisler manasının sahih olduğunu söylemişlerdir. Çok yönlü bir alim ve muhaddislerden olan Molla Ali el-Kârî bu meseleyi şu şekilde izah etmiştir:
“Zerkeşî ‘Bu rivayete vakıf olamadım’ demiştir. Seyyid Muînüddîn es-Safevî de: “Bu rivayet sabit değildir.” demiştir. Bu rivayetin, selefin sözlerinden olduğu da söylenmiştir.
Sehâvî şöyle demiştir: “Bu rivayete vakıf olamadım; fakat manası sahihtir.”
Menûfî ise, bu rivayetin manasının sahih olduğu iddiasını acayip bulmuş ve şöyle demiştir:
“Zira vatan sevgisi ile iman arasında bir mülazemet yoktur. Buna, Yüce Allah’ın şu ayeti reddiye teşkil eder:
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ
“Eğer geçekten Biz (İsrâîloğullarına emrettiğimiz gibi) o (senin emirlerine muhatap ola)nlar üzerine de: “Kendilerinizi öldürün” veya “Yurtlarınızdan çıkın” diye (bir hükmü farz olarak) yazsaydık, içlerinden bunu ancak (sahâbe-i kirâm gibi hâlis mümin olan) bir azınlık yapardı.”[5]
Zira bu ayet, onların vatanlarını sevdiklerine delâlet ettiği hâlde imanla vasıflanmadıklarını göstermektedir. Çünkü âyetteki « هم » ‘onlara’ zamiri münafıklara döner.”
Bu görüşe karşı bazı alimler Menüfi’ye şu şekilde itiraz etmiştir:
“Bu rivayette, vatanı ancak müminlerin sevdiğine dair bir ifade yoktur; bilakis, rivayette yalnızca vatan sevgisinin imanla çelişmediği vardır.”
Bununla birlikte gizli değildir ki, hadisin manası, vatan sevgisinin imanın bir alâmeti olmasıdır.
Alâmet ise, ancak bu sevgi mümine mahsus olduğu takdirde alâmet olur. Şayet bu sevgi hem müminde hem başkasında bulunursa, imanın kabulüne alâmet olmaya elverişli olmaz.
Bu rivayetin manasının sahih olması ise, Kuranı Kerim’de Yüce Allah’ın müminler adına haber verdiği şu söz dikkate alındığında anlaşılır:
وَمَا لَنَا أَلَّا نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا
“Onlar: ‘Gerçekten biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan (uzaklaştırılıp) çıkarılmışken, bizim için ne (sebep) vardır ki Allâh yolunda savaşmayalım?’ demişlerdi.”[6]
Buna binaen, bu rivayete Nisâ Suresi, 66. Ayeti Kerime ile yapılan reddiyeye karşı çıkılması sahih olur.
Sonra, -şayet lafzı sahih kabul edilirse- hadisin manasında daha zahir olan, onun şu manaya hamledilmesidir:
Buradaki ‘vatan’dan murat cennettir. Zira cennet, babamız Âdem’in ilk meskenidir.
Yahut vatan ile kastedilen Mekke’dir. Zira Mekke, beldelerin anası ve âlemin kıblesidir.
Yahut murat, -sûfîlerin yolunca- Allah Teâlâ’ya dönüştür. Çünkü başlangıç ve dönüş yalnızca Allahu Teâlâ’dır. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyruğu buna işaret eder:
وَأَنَّ إِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰى
“Şüphesiz (bütün yaratılmışların) son varış(ı) ancak senin Rabbinedir.”[7]
Yahut murat, örfî olarak bilinen manada vatandır; ancak bunun da, akrabalık bağlarını gözetmek ve beldesinin fakirleri ile yetimlerine ihsanda bulunmak sebebiyle sevilmesi şartıyla manası sahih olur.
Son olarak tahkik edilen şudur ki:
Bir şeyin başka bir şeye alâmet olması, onun ona mutlak surette mahsus olmasını gerektirmez; bilakis çoğu zaman galip olması yeterlidir. Nitekim “ahde vefanın imandan olması” ve “Arapları sevmenin imandan olması”na dair rivayetlerde de durum böyledir; hâlbuki bu ikisi küfür ehli arasında da bulunmaktadır.”[8]
[1] Süyûtî, Lübâbü’n Nukûl fî Esbâbi’n Nüzûl, 343; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l Ğayb, 13/22; Âlûsî, Rûhu’l Meânî, 10/438
[2] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l Beyân, 6/563
[3] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l Beyân, 6/563
[4] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l Beyân, 6/563
[5] Nisâ Suresi, 66. Ayeti Kerime
[6] Bakara Suresi, 246. Ayeti Kerime
[7] Necm Suresi, 42. Ayeti Kerime
[8] Ali el-Kârî, el-Esrârü’l Merfua fi’l Ahbâri’l Mevdua, 100, 101


