…
“Mescid-i Haram’da kılınan namaz, başka yerlerde kılınan namazlara göre yüz bin kat faziletlidir. Benim mescidimde (Mescid-i Nebevî’de) kılınan namaz bin kat, Beytülmakdis’te (Mescid-i Aksâ’da) kılınan namaz ise beş yüz kat faziletlidir.” (Bezzâr bu hadisi rivayet etmiş ve sahih saymıştır.)
Muhibbüddin et-Taberî ise, bu faziletin nerede geçerli olduğu konusunda âlimlerin ihtilafını aktardıktan sonra şöyle der: “Tercih edilen görüş, bunun cemaat mescidi (cemaatin vardığı yerler) olduğudur.”
Abdullah ibn Abbas’dan gelen rivayet ise; “Harem bölgesindeki iyiliklerin tamamı yüz bin kat sevapla yazılır. Buna göre hadiste geçen “Mescid-i Haram”, bütün Harem bölgesini kapsar.” şeklindedir.
Bunun tevili ise şu şekildedir;
İbn Abbas’ın hadisine göre, Harem’de yapılan iyilikler genel olarak yüz bin kat sevap kazandırır. Ancak cemaatle mescidde kılınan namaz bundan daha fazladır. Bu yüzden hadiste: “Benim mescidimde (Mescid-i Nebevî’de) kılınan bir namaz…” denmiş, “Bir hasene” denmemiştir. Her namazda on kat sevapla yazılır.
Buna göre:
•Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem)mescidinde kılınan namaz on bin kat sevap eder,
•Mescid-i Haram’da kılınan namaz ise bir milyon sevap eder.
Buna göre sonuç şudur:
•Harem bölgesindeki bir iyilik yüz bin kat,
•Mescid-i Haram’daki bir iyilik ise bir milyon sevap getirir.
Bu fazilet cemaat mescidine (cemaatin geldiği yere kadar)diye düşünsekte bu konu ihtilaflı olduğu için özellikle tavaf alanında kılınan namaz yukarıda sayılan müjdelere daha yakındır. Mümkün mertebe orada vakit geçirip namaz kılınmalıdır. (Şu anda hanım kardeşlerimizde tam tavaf alanında olmasada üst katlarda ve erkeklerin bir gerisinde kılarak bu müjdelere nail olur. Fakat mescidi cemaati baz alırsak elbetteki cemaatle kılan herkes bu müjdelere ortak olur. Fakat otel de veya Mescid-i Haram dışında namazı kılanlar yukarıda belirtilen 1 milyon hasene den mahrum olur)
Bu hususla alakalı şu aktarım tavaf alanında namazı kılamayanların yüreğine su serpmektedir;
“Namazın cemaat mescidine mahsus olduğu görüşü açıktır. Fazileti sadece Kâbe’ye (Kâbe ve yakın çevresi, tavaf alanına)uygulamak da doğru değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), Kâbe’nin zaman zaman kapalı olduğunu biliyordu. Oysa insanlar, diğer günlerde orada cemaatle namaz kılmaktan mahrum kalmaktadır.
İbn Cemâa şöyle demiştir: “Burada zikredilen fazilet, tek başına kılınan namazı da kapsar. (Yani münferiden harem sınırları içinde kılınan namaz/Mescid-i Haram’da değil fakat harem sınırları içinde) Ancak cemaatle kılınan farz namazların sevabı daha fazladır. Bu da Peygamber Efendimiz’den (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sahih rivayetleri ile sabittir.”
(Molla Aliyyü’l-Kārî, Risâle fî Fevâʾidi Beytillâhi’l-Harâm, II. cilt, el-Mektebetü’l-Maʿrûfiyye, 2017, s. 102–103.)
Hac ve umre ibadetini eda eden müminler, Medine-i Münevvere’ye geldiklerinde bazen şu yanlış düşünceye kapılabilmektedirler: “Nasıl olsa harem sınırları içerisindeyiz; namazlarımızı otelde ya da herhangi bir mescidde kılsak da, Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) “Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılar ve hiçbir namazı kaçırmazsa, ona cehennemden beraat yazılır, azaptan kurtuluş verilir ve nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 12605) müjdesine nail oluruz.”
Oysa bu anlayış doğru değildir. Çünkü Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hadis-i şerifte açıkça “benim mescidimde” buyurmaktadır. Bu ifade, faziletin özellikle Mescid-i Nebevî’ye mahsus olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu büyük müjdeye erişmek isteyen kimsenin namazlarını mutlaka Mescid-i Nebevî’de, cemaatle ve özellikle ilk tekbire yetişerek kılması gerekir.
İlk tekbirle alakalı ve ilk cemaat ile alakalı da bazı kimseler, Mescid-i Nebevî’de namaz kılmanın yeterli olduğunu, cemaat şartı olmaksızın münferit kılınan namazlarla da bu fazilete ulaşılabileceğini zannetmektedir. Ancak bu da isabetli bir anlayış değildir. Zira Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Tirmizî’de geçen sahih hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 64 [241]) Efendimiz’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bu ifadesi namazın cemaatle ve özellikle ilk tekbire yetişerek eda edilmesini gerektirir.
Nitekim Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) cemaatle namaza verdiği büyük önem herkesçe malumdur. Bu sebeple, Mescid-i Nebevî’de kılınan kırk vakit namazla ilgili bu müjdeyi, ancak her bir namazda ilk tekbire yetişmek ve namazın başında kurulan cemaate katılmak suretiyle elde etmek mümkündür.
Sonuç olarak; bu büyük fazilete erişmek isteyen kimse, namazlarını aksatmadan, geciktirmeden, özellikle ilk tekbire yetişmeye gayret ederek ve Mescid-i Nebevî’de cemaatle eda etmelidir. Ancak bu şekilde, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği o büyük nimete ulaşmak umulabilir.


