…
Kurban ibadetini yerine getirirken vekâlet caizdir. Bu vekâlet sözlü olabileceği gibi yazılı da olabilir. Hatta yapılan işlemin mahiyet ve gereğiyle oluşan fiilî, yani delâlet yoluyla vekâlet de geçerlidir.
Mesela kurbanını kestirmek isteyen bir kimsenin bir hayır kurumunun hesabına kurban bedelini göndermesi de esasen delâleten verilmiş bir vekâlettir.
Bu vekâletin mutlaka sözlü olarak ifade edilmesi şart değildir. Dolayısıyla bu hususta vesvese yapmaya gerek yoktur; böyle bir vesveseye mahal olmamalıdır. Nitekim Hanefî fıkhında bu mesele daha da uç örneklerle açıkça anlatılmıştır.
Kişi kurbanını bizzat kesebileceği gibi, vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, hac ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir. Mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir.
Ayrıca herkes kendi başına kesim yapamaz; özellikle kadınlar için bu durum daha da zordur. Eğer vekâlet caiz olmasaydı bu, insanları meşakkate ve zorluğa sürüklerdi. Bu izin ister açıkça olsun ister delâlet yoluyla gerçekleşsin fark etmez.
Yani izin:
* sözlü olabilir,
* yahut davranıştan anlaşılan örtülü bir izin şeklinde olabilir. Nitekim Hanefî kaynaklarında şu örnek zikredilir;
Bir kişi kurbanlık bir koyun satın alır. Kurban günü geldiğinde hayvanı yatırır ve ayaklarını bağlar. Daha sonra başka bir kişi, onun açık emri olmaksızın gelip hayvanı keser. Burada açık bir izin bulunmamasına rağmen, Hanefîler istihsânen bu kurbanın geçerli olacağını söylemişlerdir.
Çünkü bu hayvan kurban edilmek üzere satın alınmış ve bu iş için belirlenmiştir. Başkası onu kestiğinde sahibinin maksadı gerçekleşmiş olmakta, ayrıca kesim zahmeti de üzerinden kalkmaktadır. Bu sebeple zahiren kişinin buna razı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bu durum “delâleten izin” sayılır. Bu yüzden de kesen kişi tazminle yükümlü olmaz ve kurban geçerli olur. Adeta sahibi açıkça izin vermiş gibi değerlendirilir.
(Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî fî tertîbi’ş-Şerâi, c. 6, s. 277-278, Dârü’l-Hadîs, 2005)


